E-TİCARET ALANINDA MARKA VE TASARIM İHLALLERİ
ÖZET
Bilişim teknolojilerinin gelişmesi, eğlence, bilgi edinme ve haberleşme amacını aşarak geleneksel ticaretin yerini elektronik ticaretin almasını ve insanların elektronik ortamda gelir elde etmesini sağlamıştır. Teknolojinin gelişmesi hem ürün veya hizmet sağlayıcı hem de tüketici için birçok yeniliği ve kolaylığı beraberinde getirmiştir. Teknolojik gelişmeler, fikri ve sınai hakların ihlal edilmesini de kolaylaştırmış; sahte marka ve tasarımların satışı ve kullanımı artmıştır. Bu çalışmada, marka ve tasarım haklarının niteliği, önemi ve koruma prosedürleri açıklanmış; elektronik ticaret hacminin küresel ölçekte büyümesinin marka ve tasarım ihlallerindeki olumlu ve olumsuz etkileri tartışılmıştır.
GİRİŞ
Sicilde gösterilebilir olması koşulu ile bir işletmenin sağladığı mal veya hizmetin geri kalanlarından ayırt edilmesini sağlayacak her tür işarete marka denilmektedir. Marka koruması, kanunun öngördüğü sürelerde yenilenmesi koşulu ile sahibine sonsuza kadar koruma sağlayabilmektedir.
Bir ürünün tümü veya görünür bir parçasına ait çizgi, biçim, renk, doku, materyal gibi unsurlarının çıplak gözle ilk bakışta yeni ve ayırt edici olması, tasarım koruması ile 25 yıla kadar hak sahipliği sağlayabilmektedir.
Elektronik ortamda mal ve hizmet ticaretinin hem hizmet sağlayıcı hem de tüketici nezdinde herkes için erişilebilir hale gelmesi olumlu ve olumsuz birçok yeniliği beraberinde getirmiştir. Ürün ve hizmetlerin yalnız büyük firmalar tarafından değil, küçük esnaflar tarafından da düşük maliyetle büyük kitlelere ulaştırılabilmesi ticaret hacmini artırmıştır. Ne var ki ürün ve hizmet tanıtımlarının ve tedarik maliyetlerinin azalması, marka ve tasarım ihlallerini de kolaylaştırmıştır. Bu durum firmaların toplum nezdinde edindikleri saygınlığı azaltırken tüketiciler için de güven sorunu oluşturmaktadır.
Çalışmanın amacı, elektronik ticaret alanındaki gelişmelerin olumlu ve olumsuz yanlarının değerlendirilmesi; elektronik ticaretin sağladığı kolaylıkların marka ve tasarım korumasına olumsuz etkilerinin tartışılılarak marka ve tasarım ihlallerinin elektronik ticaret ortamında nasıl gerçekleşebileceğini ve bu ihlaller karşısında tüketici ve hak sahiplerinin hangi yollara başvurabileceğinin belirlenmesidir.
Çalışmanın ilk bölümünde genel olarak elektronik ticaretin getirdiği yeniliklerin ürün ve hizmet sağlayıcılar üzerindeki etkileri açıklanmış; ikinci bölümde marka ve tasarım haklarının niteliği ve önemi üzerinde durulmuştur. Üçüncü bölümde marka ve tasarım ihlallerinin elektronik ticaret ortamında ne şekillerde meydana gelebileceği tartışılmış; dördüncü bölümde Türkiye’de marka ve tasarımın ne şekilde korunduğu ve ihlal durumundaki yaptırımlar ile bu konuya ilişkin uluslararası sözleşmeler açıklanmış; son olarak marka ve tasarım ihlallerine karşı alınabilecek önlemler ile bu konudaki yargılama aşamasına değinilmiştir.
GENEL OLARAK E-TİCARETİN GETİRDİĞİ YENİLİKLER
E-TİCARETİN KÜRESEL ÖLÇEKTE BÜYÜMESİ VE MARKALAR ÜZERİNDEKİ ETKİSİ
6563 sayılı kanunda “fiziki olarak karşı karşıya gelmeksizin, elektronik ortamda gerçekleştirilen çevrimiçi iktisadi ve ticari her türlü faaliyet” olarak tanımlanan e-ticaretin alanı, özellikle pandemi ile birlikte genişlemiştir. Bu genişleme yakın geçmişe kadar tahmin edilemeyen pek çok iş kolunu doğurmuş ve ekonomi hacmini artırmıştır.
E-ticaret hacminin genişlemesi, tüketicinin dünyanın büyük bir bölümünde meydana getirilen mal ve hizmetlere dil engeli olmaksızın erişimini sağlamış; mal veya hizmet sağlayıcısının da ülkeler bazında tüketici portföyünü büyütmüştür. Tüketicinin bireysel alışverişinin dünya çapına yayılabilmesi, e-ticarette de küreselleşmeyi beraberinde getirmiştir.
Bir ürünün birden fazla satıcı tarafından aynı anda satılabiliyor olması, tüketici nezdinde markalar ve satıcılar arası ürün karşılaştırması yapılmasını neredeyse dakikalara indirgemiştir. Yakın geçmişte bir ürünün farklı satıcılarına ulaşmak için çok daha fazla çaba sarf etmesi gereken tüketici, günümüzde bu işlemi hareket etmeksizin dünya çapında yapabilir hale gelmiştir.
E-ticaret alanlarının genişlemesi ve herkes için ulaşılabilir hale gelmesi salt tüketici nezdinde değil; mal ve hizmet sağlayıcıları için de büyük kolaylıkları beraberinde getirmiştir. Ürününü veya hizmetini kamuya tanıtmak için reklam panolarına; radyo ve televizyon kanallarına reklam vermekten ya da broşür bastırmaktan başka çaresi olmayan satıcı; yeni nesil iş birlikleri ile reklam maliyetlerinin büyük kısmını e-ticaret platformlarına yüklemiş ve daha az maliyet ve çabaya karşılık daha büyük bir kitleye ulaşabilir hale gelmiştir. Satıcı, bulunduğu yerden kişisel kullanımındaki kamera ile dahi ürününü kamuya gösterme imkanına sahip olduğu gibi bu zahmete hiç katlanmadan, başka satıcılar tarafından ürün için hazırlanılmış fotoğrafları da kendi platform profilinde kullanabilmektedir. Ürün ve reklam maliyetlerinin azaltılması, ürünün fiyatını indirmeye yardımcı olduğu kadar piyasadaki rekabeti de artırmaktadır.
E-ticaret hacminin dünya çapında genişlemesi markalar için de yenilikler getirmiştir. Yakın geçmişte ürünlerini mümkün olduğunca çok kişinin geçeceği ana caddeler ve yüksek sosyo-ekonomik düzeydeki kentlerde sergilemesi gereken ve bu uğurda tamamını etkili şekilde kullanamadıkları bir vitrin ve belirli fiziksel niteliklere sahip çalışanlar sağlaması gereken markalar için dükkan kirası; çalışan ücretleri; tabela ve ışıklandırma masrafları azalmıştır. Bununla birlikte markalar tarafından kullanılan çerezler, potansiyel müşterinin internet kullanım alışkanlıklarına göre kişiselleştirilmiş pazarlama stratejileri sağladıklarından; satış hedefine ulaşma oranları artmaktadır.
DİJİTAL TİCARETİN SINIRLARI ORTADAN KALDIRMASI İLE YAŞANAN HUKUKİ ZORLUKLAR
Geleneksel ticaret, alıcı ve satıcının aynı mevzuata tabi olduğu, genellikle yüz yüze yapılan ticareti ifade etmekte ve gerek ulusal mevzuat gerekse yerleşik ticari teamül ile korunmaktadır. Satıcı ve alıcının fiziksel olarak aynı ortamda bulunmadığı; uzaktan pazarlama amacıyla oluşturulmuş bir internet sitesinin ya da benzeri sistemin kullanıldığı; taraflar arasındaki sözleşme öncesi dönemin sözleşmenin kurulma anı da dahil olmak üzere uzaktan iletişim araçları vasıtasıyla yapıldığı dijital ticaretin kapsamının ulusal boyutta kalması durumunda, tarafların haklarının korunabilmesi için yapılmış düzenlemeler bulunmaktadır. Buna örnek olarak mesafeli sözleşmeler gösterilebilir. Bu düzenlemeler ışığında sorunlar çözülmekte ve uluslararası bir yetki sorunu ortaya çıkmamaktadır.
Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olan bir tüketicinin yurt dışı merkezli bir internet sitesinden alışveriş yapması durumunda uyuşmazlığın hangi ülkenin mevzuatına göre çözüleceği konusu önem kazanmaktadır. Bu durumda Türk hukukuna göre, bir tüketicinin yurt dışı menşeli bir e-ticaret sitesinden alışveriş yapabilmesi, ilgili e-ticaret sitesinin Türk hukukunu kabul etmesi veya Türkiye Cumhuriyetinin taraf olduğu uluslararası anlaşmaları tanımasına bağlıdır.
MARKA VE TASARIM İHLALLERİNİN FİRMALARA VE TÜKETİCİLERE OLUMSUZ ETKİLERİ
Teknolojinin gelişmesi, hem satıcıların ve hizmet sağlayıcılarını yukarıda bahsedilen tedarik, personel, dükkan ve vitrin gibi maliyetlerden kurtarmış hem de ürün maliyetlerini azaltmış; seri üretimin kolaylaşmasını sağlamıştır. Bununla birlikte üreticiler ve hizmet sağlayıcıları, reklam bütçelerinin büyük bir kısmını internet kaynaklarına ayırmaktadır. Bu sayede fiziksel ve geleneksel reklama kıyasla daha az çaba ve maliyetle daha büyük ve hedeflenen potansiyel müşteri kitlesine ulaşılması mümkün hale gelmiştir.
Üreticilerin ve hizmet sağlayıcıların tüketicilere ulaşma ve markalarını görünür kılmaları günden güne kolaylaşırken bu kolaylık beraberinde fikri mülkiyet sorunları başta olmak üzere pek çok sorunu da beraberinde getirmektedir. Bir ürünün ya da hizmetin önceden çekilmiş fotoğraflar ve videolar aracılığıyla tanıtımının yapılabilmesi satıcı ya da hizmet sağlayıcı için kolaylık sağlarken, aynı fotoğraf ve videoların kötü niyetli kimseler tarafından kullanılarak esas ürünün ya da hizmetin taklit edilmesi hem satıcının hem de markanın itibarına zarar verebilmektedir. Yalnız sahte ürün satan ya da eksik hizmet sağlayan kişilerin değil, küçük işletmelerin de büyük firmalar tarafından hazırlanmış dijital kataloglardan ürün fotoğrafları kullandıklarını söylemek mümkündür. Sayısız e-ticaret sitesi ve ürün/hizmet çeşitliliğinin bulunduğu internet dünyasında yaşanan bu durum tüketici için de güven kırıcı olmakta ve internet alışverişi deneyimini zorlaştırmaktadır. Örnek verecek olursak, stok fotoğraflarda görünen ve görünüşü itibariyle kaliteli olduğu izlenimi veren bir ürün fotoğrafına güvenerek internet alışverişi yapan bir tüketici, ürünü teslim edildiğinde eline geçen ürünün esasen çok daha kalitesiz bir malzeme ve kötü işçilik ile yapıldığını ancak ürünü satın aldıktan sonra fark edebilecektir.
Taklit ve kalitesiz ürünlerden kendini ayırmak isteyen satıcılar için e-ticaret siteleri farklı güvenlik tedbirleri uygulamaya çalışmaktadır. Bu önlemlerden en basit ve bilinir olanı satıcının, e-ticaret platformu tarafından onaylanmış bir satıcı profili oluşturması ve bu onay işaretinin tüketici tarafından ürünü/hizmeti incelediği sırada rahatlıkla görülebilir hale getirilmesidir.
MARKA VE TASARIM HAKLARININ E-TİCARET İLE İLİŞKİSİ
MARKA
Marka, “bir işletmenin mal ve hizmetlerini, başka bir işletmenin mal ve hizmetlerinden ayırmaya yarayan işarettir”. Türk hukukunda marka olabilecek işaretler için tahdidi bir sayım yapılmamıştır. Mevzuatımız uyarınca ayırt edici olması ve sicilde gösterilebilmesi şartını taşıyan söz öbekleri, renk, şekil birleşimleri, harf, sayı, ses ve ambalajlarının biçimi gibi her türlü işaretin marka olmasının önünde bir engel bulunmamaktadır. Bir işaretin marka koruması kapsamına girebilmesinin temel şartı ayırt edici olmasıdır. Ayırt edicilik fonksiyonu markanın tanımında belirleyici bir unsur olarak kabul edilir. Tüketici tarafından marka olarak algılanması mümkün olmayan işaretlerin soyut ayırt ediciliği bulunmadığından SMK uyarınca marka korumasından yararlanamazlar.
Yukarıda örnekleri sayılan geleneksel markalara ek olarak tüketicilere farklı şekillerde hitap edilmesini amaçlayan üç boyutlu markalar, ses markaları, hareket markaları, pozisyon markaları gibi geleneksel olmayan marka çeşitlerinin de ayırt edicilik ve sicilde gösterilebilir olma şartlarını taşımaları halinde marka olarak tescil edilmeleri mümkündür.
SMK Yönetmeliğinin 7. maddesi uyarınca seslerin marka olarak tescil edilmesi, tescili talep edilen elektronik ses kaydının sicilde gösterilebilmesi; renklerin tescili ise renk görseli ve Kurum tarafından kabul edilmiş renk (pantone) kodunun gösterilmesi ile yapılmaktadır. Mevzuatımızda tat ve kokuların marka olarak tescil edilmesi yasaklanmamış olmakla birlikte, mevcut teknoloji ile tat ve kokuların herkes tarafından objektif algılanabilirliği ve ayırt ediciliği tespit edilemediğinden, henüz tat ve kokuların marka tescili ile korunması Türk hukuku açısından mümkün değildir.
Markalar ayırt edici olmalarının yanı sıra, mal veya hizmetin hangi işletmeye ait olduğunu kaynak gösterme fonksiyonları ile belirtirler. Bu vesile ile markalara ait mal ve hizmetler de diğerlerinden ayrılır. Son olarak markalar, sağladıkları mal veya hizmetle ilgili belirli bir kalite düzeyini korumaya gayret ettiklerinden, ilgili markaya ait her tür ürün veya hizmet, markaya ait ortalama bir kalite seviyesini garanti eder ve hitap ettiği tüketici kitlesinin karar alma ve tercih etme kriterlerini etkiler. Bu vesile ile markalar, tanınırlık düzeyini artırdıkça kendi reklamlarını yine kendi mal ve hizmetleri ile yapabilirler.
Tescilli bir markanın koruma süresi, başvuru tarihinden itibaren on yıl olup, koruma süresinin onar yıllık dönemler halinde sınırsız olarak yenilenmesi mümkündür. Marka yenileme talebinin marka sahibi ya da sicile kayıtlı vekili aracılığıyla Kuruma sunulması ve yenileme ücretinin ödenmesi, koruma süresinin sona erdiği tarihten önceki altı ay içinde gerçekleştirilebilir. Belirtilen süreler içinde marka yenileme talebinin Kuruma sunulmaması ya da marka yenileme ücretinin yatırılmaması durumunda yenileme talebinin, ek bir ücretin ödenmesi koşuluyla, koruma süresinin sona erdiği tarihten itibaren altı aylık süre içinde yapılması da mümkündür. Markanın yenilenmesine ilişkin usulüne uygun bir talepte bulunulmasının ardından hüküm doğuracak olan yenileme, bir önceki koruma süresinin sona erdiği günü takip eden günden başlamak üzere hüküm ifade edecektir. Yenileme ile birlikte markanın tescil ile elde ettiği koruma süreleri birbirini izleyen sürelerle yenilemeden vazgeçilmediği sürece boşluk olmaksızın devam edecektir. Marka sahibinin yukarıda belirtilen süreler içinde ve mevzuata uygun şekilde yenileme talebinde bulunmaması durumunda markaya sağlanan tescil koruması kendiliğinden sona erer.
TASARIM
Tasarım, bir ürünün son kullanıcı nezdinde, insan duyularına hitap eden özelliklerinin oluşturduğu bütündür. SMK 56. maddesinde sayıldığı üzere bir ürünün tasarım korumasından faydalanabilmesi için mutlak ve objektif olarak yeni ve ayırt edici olması gerekmektedir. Buna göre, işlevleri, görünüşleri, yapıları birbirine çok benzeyen; insan duyularının ilk bakışta fark edemeyeceği çok küçük farklılıklar ihtiva eden ürünlerin, tasarım korumasından yararlanmaları mümkün değildir ancak ürünün yapısı gereği zorunlu fonksiyonlarının farklılaştırmasının belirli sınırlara bağlanmış olması durumunda tasarımcının özgünlük konusundaki özgürlük alanı değerlendirilir. Ayrıca sökülüp takılarak değiştirilebilen parçalardan oluşan ürünlere birleşik ürün olarak tanımlanmaktadır. Şayet sökülüp takılabilen parça, birleşik ürüne monte edildiğinde görünür kalmaya devam ediyor ve parçanın monte edilmiş halde görünen kısımları da yenilik ve ayırt edici olma özelliklerini karşılıyorsa, bu durumda parça da tasarım olarak değerlendirilmektedir.
Tasarımlar, tescilli koruma ve tescilsiz koruma olmak üzere iki farklı şekilde korunabilir. Tescilli bir tasarım, sahibine SMK hükümlerine göre özel bir koruma imkanı sağlarken tescilsiz tasarımlar genel hükümlere göre haksız rekabet kuralları uyarınca korunur. Tescilli tasarımlar için tasarım hakkı, tescil ile birlikte sahibine beş yıllık bir koruma sağlar. Beş yıllık koruma süresi her seferinde beşer yıllık dönemler halinde toplamda en fazla 25 yıla kadar uzatılabilmektedir. Tescilsiz bir tasarımın genel hükümler uyarınca korunabilmesi için, yukarıda sayılan özelliklere ek olarak ilk kez Türkiye’de kamuya sunulmuş olması gerekmektedir. Dolayısıyla ilk kez yurt dışında kamuya sunulmuş tasarımların SMK ya da genel hükümler uyarınca korunması mümkün değildir.
MARKA VE TASARIM HAKLARININ ÖNEMİ
MARKA HAKKININ ÖNEMİ
Tescilli bir markanın sahibine sağladığı öncelikli hak, marka sahibinin tescil edilmiş markasını ticari faaliyetlerinde kullanabilmesidir. Markanın kullanılması hem bir hak hem de bir zorunluluk teşkil etmektedir. Tescilli bir markanın beş yıl süreyle Türkiye’de ciddi bir şekilde kullanılmaması durumunda markanın iptal edilmesi mümkün olabilmektedir. Marka korumasının amacı ticari hayatta kullanılan işaretler vesilesiyle işletmelerin birbirinden ayrılması olduğundan, fiilen kullanılmayan bir markaya ait işaretin hukuken korunması da anlam ifade etmeyecektir. Kanun koyucu, bu düzenleme ile gerçek ve samimi hak sahipliğinin korunmasını; marka işgalinin önlenmesini amaçlamıştır.
Türk hukukuna göre marka sahibine parasal değere sahip; miras yoluyla intikale müsait; haczedilmesi, rehnedilmesi ve üçüncü kişilere devredilmesi gibi hukuki işlemlere konu olabilmesi mümkün olan, devir işlemleri ile adi ortaklıklara ve ticari şirketlere sermaye olarak getirilebilen ve herkese karşı ileri sürülebilen mutlak bir hak tanır. Bu mutlak hak, marka sahibine yazılı lisans sözleşmeleri ile markasını tamamen devretmeden de üçüncü kişilere kullandırma ve bu kullandırmanın karşılığında gelir elde etme olanağı tanır.
TASARIM HAKKININ ÖNEMİ
SMK 70. maddesine göre tasarım hakkı tasarımcıya veya onun haleflerine aittir; tasarım hakkının devredilmesi mümkündür. Hak sahipliği, şayet bir tasarım üzerinde birden fazla kişi hak sahibi olarak Sicile kaydedilmişse ve hak sahipleri arasında tasarım hakkına dair bir sözleşme mevcut ise bu sözleşmeye göre; sözleşme yoksa TMK paylı mülkiyet hükümlerine göre belirlenecektir. Birden fazla kişinin tasarım hakkına sahip olması durumunda her bir pay sahibi diğer pay sahiplerinden bağımsız olarak kendi payı üzerinde serbestçe tasarrufta bulunma ve diğer pay sahiplerine bildirimde bulunarak tasarımı kullanma haklarına sahiptir. Yine tasarım hakkının tecavüze uğraması halinde her bir pay sahibinin tek başına hukuk davası açma hakkı olup davanın açılmasından itibaren bir ay içinde diğer hak sahiplerine de davaya katılabilmeleri için bildirimde bulunulması gerekmektedir. Önemle belirtilmelidir ki, tasarım hakkı üzerine lisans verilebilmesi için hak sahiplerinin oybirliği gerekmektedir. Ne var ki, oybirliğinin sağlanamaması durumunda mahkeme, lisans verme yetkisini hak sahiplerinden birine veya birkaçına verebilir.
Tescilli bir tasarımın, tasarım hakkı sahibinin izni olmaksızın doğrudan veya tasarımın uygulandığı bir ürün halinde üretilmesi, piyasaya sunulması, satılması ya da satışa arz edilmesi, ithal ya da ihraç edilmesi, ticari amaçlarla elde bulundurulması veya depolanması ve sözleşme önerisine konu edilmesi SMK 59. maddesi uyarınca yasaklanmıştır. Ne var ki, iyi niyetli olarak kaynak gösterilmesi şartıyla eğitim veya referans gösterme amaçlı olarak yapılan çoğaltmalar; özel ve kişisel amaçla sınırlı kalan ve ticari saik taşımayan fiiller ile deneme amaçlı fiiller tasarım hakkı kapsamı dışındadır. Yine yabancı ülke menşeli olup da geçici süreliğine Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde bulunan deniz ve hava taşıt araçlarındaki ekipman; bu taşıt araçlarının onarımı amacıyla kullanılmak üzere ithal edilen yedek parçalar, aksesuarlar ve bu araçların onarım fiilleri de tasarım hakkı kapsamı dışında tutulmuştur. Son olarak, birleşik ürünün görünümüne bağımlı parçaların, tasarımın kaynağı konusunda yanıltıcı olmamak kaydıyla birleşik ürüne gerçek görünümünü tekrar kazandırmak için onarım amacıyla tasarımın piyasaya ilk sürüldüğü tarihten itibaren üç yıl sonra kullanılması da tasarım hakkını ihlal etmeyecektir.
IV. E-TİCARETTE YAYGIN MARKA VE TASARIM İHLALLERİ
SAHTE VEYA TAKLİT ÜRÜN SATIŞI
Bir ürünün, ürünün tasarımı gereği taşıdığı karakteristik özelliğini veya markasına ait logosunun gerçeğinden ayırt edilemeyecek şekilde birebir kopyalanarak ya da ortalama bir tüketicinin ilk bakışta farkı ayırt edemeyeceği kadar benzerinin kullanılması sahte veya taklit ürün satışı olarak tanımlanır. Bir ürünün, markasına ait logonun ya da tasarımının aynen kopyalanması ancak ürünün esasen daha kalitesiz hammadde ve işçilik ile üretilmiş olması sahte ürün satışının en temel örneğidir. Yine, hammaddesi ya da işçiliği belirgin ölçüde daha kalitesiz olup logoda çok küçük değişiklikler yapılması da sık karşılaşılan bir taklit biçimidir. Bir başka yöntem ise, markaya ait gerçek logonun tanıtım fotoğrafında el veya parmak ile kapatılarak; fotoğrafın ilgili kısmının bulanıklaştırılarak ürünün satışa sunulması; markanın bir harfinin kasıtlı olarak aynı yazı türünde ancak yanlış yazılması; bir marka ile özdeşleşmiş bir renk kombinasyonu ya da başka türde tasarımın ürün üzerine kullanılması veya doğrudan ürün üzerinde olmasa da sahte ürünün yanında ürünün gerçek bir ambalajının da konumlandırılarak ürünün gerçek olduğuna dair izlenim uyandırılması halleri sahte ürün satış yöntemleridir.
TÜKETİCİYİ ALDATICI REKLAMLAR VE DÜŞÜK FİYAT STRATEJİLERİ
Bir ürün veya hizmet hakkında, ortalama bir tüketicinin yanılmasına neden olacak nitelikte ya da tamamıyla yanlış bilgiler verilerek reklam yapılması bu kapsamdadır. Bir gıda ürününün organik olmamasına rağmen “%100 organik” iddiası ile satılması ya da bir kozmetik ürününün klinik olarak test edildiği iddiasını karşılayamaması tüketici aldatıcı nitelik taşır. Yine, hangi anket yöntemi kullanıldığı ve araştırmanın diğer detayları açıklanmaksızın “her 10 tüketiciden 9’unun tercihi” şeklinde yapılan açıklamalar, düzenli kullanımda etkisini gösterebilecek bir ürünün “tek kullanımda” büyük değişimler yarattığı iddiaları ve “%70 indirim” gibi gerçeği yansıtmayan ve abartılı indirim iddiaları ile rakip firmalara uygulanan haksız rekabet politikaları tüketicinin yanılmasına neden olabilecek niteliktedir.
ALAN ADI (DOMAIN) VE SOSYAL MEDYA İHLALLERİ
Ürün ve hizmet sağlayıcılarının dijital dünyadaki kimliklerinin önemli bir bölümünü alan (domain) adı oluşturmakta ve günümüz teknolojisinde firmaların kurumsal kimliğini oluşturmaktadır. Çalışmanın önceki kısımlarında bahsedildiği üzere, ünlü bir firmaya ait markanın ya da logonun üzerinde ilk bakışta fark edilemeyecek küçük değişiklikler yapılarak taklit edilmesi durumu, alan adlarında da kendisini benzer bir şekilde göstermektedir. Örneğin, “o” harfi yerine “0” kullanılması ya da “firmaadi-tr”, “firmaaadi” gibi alan adlarının alınması yaygın ihlal türleridir.
SOSYAL MEDYA REKLAMLARINDA HAKSIZ MARKA KULLANIMI
‘Ürün yerleştirme’ adı altında geçmişte çoğunlukla dizi ve filmlerde, günümüzde ise sosyal medya reklamlarında kullanılan reklam türünde, reklam figürü ürünü günlük hayatına entegre etmiş görünerek gizli reklam yapmaktadır. Esasen bu reklam türü Ticari Reklam Yönetmeliği ile yasaklanmış olup her nerede ve ne şekilde yayınlandığı fark etmeksizin bir reklamın reklam olduğu açıkça ortalama bir tüketici tarafından fark edilmelidir. 2021 tarihinde yayımlanan Sosyal Medya Kılavuzu ile, sosyal medyada örtülü reklam yapmak yasaklanmıştır.
V. HUKUKİ DÜZENLEMELER VE KORUMA YÖNTEMLERİ
1. TÜRKİYE’DEKİ HUKUKİ ÇERÇEVE
Türkiye’de marka korumasına ilişkin ilk düzenleme, 1871 yılında ‘Eşya-yı Ticariyeye Mahsus Alamet-i Farika Nizamnamesi’ ile yapılmış ve 1965 tarihli ve 551 sayılı mülga Markalar Kanunu ile yasalaşma süreci başlamıştır. 1980’li yıllardan itibaren başlayan Avrupa Birliği uyum süreci ve Türkiye’nin Dünya Ticaret Örgütüne üye olması ile 1995 tarihinde imzalanan Gümrük Birliği Anlaşması ile birlikte, 1994 tarihli ve 556 sayılı mülga Markaların Korunması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname yürürlüğe girmiş; 2017 yılına kadar yürürlükte kalmıştır.
6769 SAYILI SINAİ MÜLKİYET KANUNU
SMK’nın yürürlüğe girmesi ile birlikte, ‘KHK’lar Dönemi’ olarak adlandırılan dönem sona ermiş; marka, tasarım, patent, coğrafi işaret ve endüstriyel tasarım gibi sınai mülkiyet haklarını tek bir kanun altında düzenlenmiştir. Mülga mevzuattan farklı olarak ‘tanınmış marka’ kavramına yer verilmiş; tescil süreçleri dijital ortama entegre edilmiş ve hızlanması sağlanmıştır.
MARKA İHLALLERİNE KARŞI YAPTIRIMLAR
SMK 7. maddesi uyarınca marka hakkı sahibi, tekel hakkına sahip olduğundan, tüketici nezdinde kendi markası ile karıştırılma ihtimali olan ve kendi markasına zarar verebilecek derecede benzer markasal kullanımların, tescil konusu mal ve hizmetlerde kullanılmasını önleme ve dava etme hakkına sahiptir.
Marka hakkı sahibinin marka hakkını ihlal eden eylemlere karşı öne sürebileceği talepler SMK 149. maddesinde sayılmıştır. Buna göre marka hakkı tecavüze uğrayan marka hakkı sahibi dava yolu ile fiilin tecavüz olup olmadığının tespitini; gerçekleşmesi muhtemel olan tecavüzün önlenmesini; devam etmekte olan tecavüzün durdurulmasını; tecavüz fiillerinin yol açtığı maddi ve manevi zararın tazminini isteme hakkına sahiptir. Marka hakkı sahibi bunlara ek olarak, mahkemeden tecavüz oluşturan ürünler ile ürünlerin üretiminde kullanılan cihaz ve makinelere el konulmasını; el konulan ürünlerin mülkiyetinin kendisine tanınmasını; el konulan ürünlerin değiştirilmesini veya imhasını ve haklı sebep varsa ilgili mahkeme kararının ilan edilmesini talep edebilir.
Marka hakkına tecavüz sonucunu doğuran fiiller SMK 29. maddesinde tahdidi olarak sayılmıştır. Buna göre, marka sahibinin izni olmadan markanın kendisinin ya da ayırt edilemeyecek kadar benzerinin kullanılması; markanın hangi mal ve hizmetlerde tescil edildiğine bakılmaksızın Türkiye’de ulaştığı tanınmışlık düzeyi gereği markanın tüketici nezdinde sağladığı intibadan istifade ederek markanın ayırt edici unsurunu zedeleyecek; bundan haksız menfaat sağlayacak veya markanın itibarına zarar verecek eylemlerde bulunulması; bir ürün veya hizmetin tescilli markanın aynısı veya ayırt edilemeyecek kadar benzeri ile markanın tescil edildiği mal ve hizmet sınıflarında, toplum tarafından tescilli marka ile karıştırılma ya da ilişkilendirilme ihtimali yaratacak şekilde kullanılması; tescilli markanın ya da ayırt edilemeyecek kadar benzerini kötü niyetli ve kasıtlı şekilde kullanarak satmak, dağıtmak, ithal veya ihraç etmek; ticari alana sokmak, ticari amaçla bulundurmak ya da sözleşmeye konu etmek adına girişimlerde bulunmak; lisans haklarını amacına aykırı şekilde genişletmek ya da başkalarına devretmek marka hakkına tecavüz suçunu oluşturur.
Marka hakkına tecavüz suçu, iktibas veya iltibas suretiyle herkes tarafından ancak kasten işlenebilir niteliktedir. İktibas, markanın birebir ya da gerçeğinden ayırt edilemeyecek şekilde taklit edilmesi anlamına gelirken iltibas, taklidin tamamen aynı olmamakla birlikte gerçek marka ile ilişkilendirilebilecek ya da benzetilecek şekilde yapılmasıdır. Bununla birlikte, tescilsiz tasarımların genel hükümlere karşı hukuki ve cezai anlamda korunabilmesi karşısında marka hakkının korunabilmesi, ancak markanın tescil edilmiş olması ile mümkündür. Tanınmış marka, hukuki korumadan yararlanabilir ancak tescil edildiği mal veya hizmet sınıfı haricindeki sınıflar bakımından, markalara sağlanan özel cezai korumadan yararlanabilmesi mümkün değildir.
Yargıtay da bir kararında bu konuya ilişkin olarak “Türk marka hukukunda tescil ilkesi gereği, marka sahibi Türk Patent ve Marka Kurumu tarafından tutulan marka siciline tescil işlemini yaptırarak bu hakkı kazanacak ve böylece marka korumasından yararlanacaktır. Ceza hukuku bakımından tescil ilkesi zorunlu olup istisna olabilecek bir yasal düzenleme de bulunmamaktadır. Tanınmış markalar tescil edilmedikleri mal ve hizmet sınıflarında hukuki yoldan korunsa da; suçta ve cezada kanunilik ilkesi gereği marka tanınmış olsa dahi cezai korumasının tescille sınırlı olması gerekmektedir. Başka bir ifade ile tescilli bir markanın tescilden doğan korumadan yararlanabilmesi, tescil edildiği şekilde ve tescil edildiği veya benzeri mal ve/veya hizmetlerde kullanılması ile mümkündür. Buna göre, örneğin; sadece giysiler sınıfında tescil edilmiş bir marka, inşaat hizmetleri sektöründe kullanıldığında marka hakkına tecevüz suçundan bahsedilmeyecek; şikayet ve bu konuda açılmış bir dava var ise somut olayın özelliğine göre Türk Ticaret Kanununda düzenlenen haksız rekabet suçu gündeme gelebilecektir.” demiştir.
Marka hakkına ilişkin suçların soruşturulması ve kovuşturulması şikayete tabidir. Marka hakkı, şahsa sıkı sıkıya bağlı bir hak olduğundan şikayet hakkı da münhasıran Sicilde kayıtlı marka sahibi gerçek veya tüzel kişiye aittir. Şikayetin, sekiz yıllık dava zamanaşımı süresi içinde fiilin veya failin öğrenilmesinden itibaren altı ay içinde yapılması gereklidir. Her aşamada şikayetten vazgeçilmesi mümkün olup bu durumda hüküm bütün sonuçları ile ortadan kalkar.
SMK 30. maddesinde ‘marka hakkına tecavüze ilişkin cezai hükümler’ başlığıyla yapılan düzenlemeye göre, başkasına ait olan marka hakkına iktibas veya iltibas ile tecavüz ederek mal üreten veya hizmet sağlayan, satan veya satışa arz eden, ithalat ya da ihracat yapan, ticari amaçla elinde bulunduran; satın alan; nakleden veya depolayan kişi bir yıldan üç yıla kadar hapis ve yirmi bin güne kadar adli para cezası ile cezalandırılır. Başka birisine ait marka hakkını yetkisiz şekilde devir, lisans ve rehin işlemlerine konu ederek tasarrufta bulunan kişi iki yıldan dört yıla kadar hapis ve beş bin güne kadar adli para cezası ile cezalandırılır. Bir ürün veya ürün ambalajı üzerinde bulunan ve marka koruması olduğunu bildiren işareti yetkisiz şekilde kaldıran kişi bir yıldan üç yıla kadar hapis ve beş bin güne kadar adli para cezası ile cezalandırılır. Bu suçların bir tüzel kişilik faaliyeti çerçevesinde işlenmesi halinde ayrıca tüzel kişilere ilişkin güvenlik tedbirlerine hükmolunur.
Marka hakkına tecavüz suçlarında etkin pişmanlık müessesesi düzenlenmiştir. Buna göre başkasının sahibi bulunduğu marka hakkına tecavüz edilerek üretilmiş ürünü satan veya satışa arz eden kişi, bu ürüne nasıl ulaştığını ya da elde ettiğini resmi makamlar ile paylaşır ve tecavüz suretiyle üretilen ürünlerin ortaya çıkmasını ve bu mallara el konulmasını sağlarsa, bu kişi hakkında ceza verilmez.
TASARIM İHLALLERİNE KARŞI YAPTIRIMLAR
SMK uyarınca koruma altındaki bir tasarımın hak sahibinin izni olmadan, korunan tasarımın kullanıldığı bir ürünü piyasaya sunmak, üretmek, satmak veya satmaya teşebbüs etmek, ithal ya da ihraç etmek, ticari saikle elde bulundurmak ya da kullanmak; bir başkasına ait tasarımı kötü niyetli şekilde tescil ettirmek ya da tescil ettirmeye teşebbüs etmek; tasarım hakkı sahibinin lisans ile üçüncü bir kişiye verdiği hakları izinsiz olarak genişletmek ya da bu lisans sözleşmesine aykırı eylemlerde bulunmak ya da bu eylemlerde bulunanlara yardım etmek tasarım hakkına tecavüz sayılan hallerdir. Tasarım hakkına tecavüz edilerek meydana gelmiş bir ürünü kişisel kullanım için elde bulundurmak ve kullanmak her ne kadar tecavüz sayılmasa da, bu ürünün nereden alındığını ya da nasıl elde edildiğini bildirmekten kaçınmak da tecavüz fiilini oluşturur.
Tescilli bir tasarımın sahibi, tasarım hakkına tecavüzü öğrendikten sonra mahkemeden tasarım hakkına tecavüzün önlenilmesine, durdurulmasına, giderilmesine; şayet bu kararların mütecaviz tarafından ihlal edilmesi halinde cezai bir ödeme yapılmasına dair karar verilmesini talep edebilir. Hak sahibinin mütecavizin kusuru nedeniyle uğradığı maddi ve manevi zararların giderilmesini talep edebilir. Bununla birlikte, tasarım hakkına tecavüz oluşturması nedeniyle kullanımı cezayı gerektiren ürünlere ve bu ürünlerin meydana getirilmesinde doğrudan kullanılan araç, makine ve cihazlara el konulmasını; mahkeme tarafından uygun görüldüğü takdirde bu aletler üzerinde kendisi lehine mülkiyet hakkı tesis edilmesini ve mülkiyet hakkı tesis edilmesi halinde bu aletlerin değerinin kendisi lehine hükmedilecek tazminat tutarından mahsup edilmesini; bu aletlerin başka bir kullanım amacı olmadığı takdirde tecavüzün önlenebilmesi için bu araçların imha edilmesini; hakkına tecavüz edilen lehine verilecek kararların ilgililere ve kamuya ilan edilmesini ve bütün bu işlemlere ilişkin masrafların mütecavizin üzerine bırakılmasını talep edebilir. İlan talebinin kararın kesinleşmesinden itibaren 3 ay içinde öne sürülmemiş olması halinde hiç yapılmamış sayılır.
Tasarım hakkı sahibi, tecavüz nedeniyle uğradığı zararın belirlenebilmesi için tecavüz nedeniyle yoksun kaldığı zararın hesaplanmasını isteyebilir. Bu nedenle, mütecavizden tasarımın haksız şekilde kullanılması nedeniyle elde ettiği kazanca dair evrakın kendisi ile paylaşılmasını talep edebilir. SMK 125. maddesi uyarınca tasarım hakkı sahibinin yoksun kaldığı kazancın belirlenmesinde üç farklı hesap yöntemi bulunmaktadır. Buna göre, şayet mütecavizin tasarım hakkı sahibi ile rekabeti olmasaydı hak sahibinin elde edeceği muhtemel gelir; mütecavizin tasarımı haksız şekilde kullanarak elde ettiği gelir ve şayet mütecaviz usule uygun bir lisans sözleşmesi ile tasarımı kullanmış olsaydı ödemesi gereken lisans bedeli üzerinden hesaplama yapılması mümkündür. SMK, zararın hangi yönteme göre hesaplanacağı konusundaki seçim hakkını hak sahibine bırakmıştır. Her ne kadar ilk bakışta mütecavizin doğrudan elde ettiği gelirin, zararın hesaplanmasında daha net sonuç vereceği izlenimi doğsa da, faturasız ve kayıt dışı satışlar göz önüne alındığında tasarıma, kullanım alanı ve ekonomik değeri gibi ölçütlerle emsal oluşturabilecek nitelikteki başka tasarımlara ait lisans sözleşmelerinin bedelleri üzerinden bir hesaplama yapılmasının daha işlevsel olacağı kanaatindeyiz. Son olarak, mütecaviz tarafından tasarım mahiyeti taşıyan ürünün kötü şekilde üretilmesi ya da piyasaya sürülmesi gibi nedenlerle tasarımın itibarının zedelendiğinin kanıtlanması halinde, tasarım hakkı sahibinin ayrıca tazminat isteme hakkı vardır.
Tasarım hakkına ilişkin suçların soruşturulması ve kovuşturulması şikayete tabidir. Şikayetin, dava zamanaşımı süresi içinde fiilin veya failin öğrenilmesinden itibaren altı ay içinde yapılması gereklidir. Her aşamada şikayetten vazgeçilmesi mümkün olup bu durumda hüküm bütün sonuçları ile ortadan kalkar. Şikayetten vazgeçme nedeniyle davanın düşmesi ya da cezanın ortadan kalkması halinde sanık ve katılan yargılama giderlerinden müteselsilen sorumlu hale gelir. Tasarım hakkına tecavüz ederek bir ürün veya hizmet üreten; satan veya satışa sunan; depolayan; nakleden; gümrükçe onaylanmış bir işleme veya kullanıma tabi tutan ya da ne şekilde olursa olsun ticari saikle elinde bulunduran kişi altı aydan üç yıla kadar hapis cezası ve on bin günden yirmi beş bin güne kadar adli para cezası ile cezalandırılır. Sanık, bu ürünleri veya hizmeti nereden temin ettiğini resmi makamlara bildirerek etkin pişmanlık gösterir ve üreticilerin ortaya çıkmasını sağlarsa, ceza yarı oranında indirilir. Kasıtlı ve kötü niyetli şekilde, tasarım üzerinde devir, rehin veya lisans vermek üzere tasarrufta bulunan kişi altı aydan iki yıla kadar hapis ve on bin günden on beş bin güne kadar adli para cezası ile cezalandırılır. Esasen tescilli bir tasarım sahibi olmamasına rağmen bu anlama gelecek işaret, yazı ya da ifadeleri kullanan kişi, altı aydan iki yıla kadar hapis ve beş bin günden on bin güne kadar adli para cezası ile cezalandırılır. Bu suçlara dair tasarım hakkı sahiplerinin ve şayet kendilerine sözleşme ile bu hak verilmiş ise lisans hakkı sahiplerinin şikayet hakkı vardır.
Bir ürün veya ürünün ambalajı üzerinde bulunan, tasarım korumasına dair işareti yetkisi olmadan kaldıran kişi, iki aydan bir yıla kadar hapis ya da iki bin günden dört bin güne kadar adli para cezası ile cezalandırılır. Bu suça dair Kurum’un; TOBB Kanununa veya Esnaf ve Sanatkarlar Kanununa tabi kuruluşların ve tüketici derneklerinin şikayet hakkı vardır. Bu suçların bir tüzel kişilik faaliyeti çerçevesinde işlenmesi halinde ayrıca tüzel kişilere ilişkin güvenlik tedbirlerine hükmolunur. Müştekinin talebi üzerine, suç işlendiği sabit olduktan sonra suç konusunu oluşturan ürünlerin müsaderesi yerine müştekiye devrine karar verilmesi mümkündür. Marka ve tasarım hakkına tecavüz suçlarında öncelikli olarak uzlaşma prosedürünün uygulanması gerekmektedir.
ELEKTRONİK TİCARETİN DÜZENLENMESİ HAKKINDA KANUN VE E-TİCARET PLATFORMLARININ SORUMLULUKLARI
E-ticaret platformları, bu platformları kullananlar tarafından sağlanılan içerikleri kontrol etmek ve platformda sağlanan mal ve hizmetlerle ilgili olarak hukuka aykırı bir durum olup olmadığını araştırmak zorundadır.
Türk mevzuatına göre, e-ticaret platformları tüketicinin doğru şekilde bilgilendirilmesi için çeşitli önlemler almakla mükelleftir. Buna göre, yanıltıcı nitelik taşıyan bir reklamın e-ticaret platformunda yayınlanması halinde idari para cezası uygulanabilecektir. İnsan sağlığı ve güvenliği için risk taşıyan bir üründen e-ticaret platformu da sorumludur. E-ticaret platformu ve e-ticaret platformuna üye satıcı, tüketicinin ayıplı mal nedeniyle uğradığı zarardan müştereken sorumludur. Yargıtay bir kararında “Olay tarihinde yürürlükte bulunan 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun'un 48/(5) maddesinde (...) özellikle internet ortamında oluşturdukları sistem üzerinden satıcı veya sağlayıcıların mal ve hizmet satışına aracılık edenlerin sorumluluklarının düzenleme altına alındığı, uygulamada satıcı veya sağlayıcılar dışında onlara aracılık eden üçüncü kişilerin, oluşturdukları sistem çerçevesinde satıcı veya sağlayıcıların mal veya hizmetlerinin mesafeli yöntemle tüketicilere ulaşmasına aracılık etmekte oldukları, aynı zamanda satıcı veya sağlayıcı adına tüketiciden mal veya hizmetlerin bedelini de tahsil ettikleri, bu durumda bu kişilerin de satıcı veya sağlayıcılar gibi tüketicilere karşı maddede yazan hususlardan dolayı sorumlu olacakları, ancak bedel tahsil etmeden sadece satıcı veya sağlayıcılar ile tüketicilerin iletişime geçmelerine aracılık eden ve genellikle yer sağlayıcı niteliğine haiz olan internet sitelerinin bu fıkra hükümlerine tabi olmayacağı belirtilmiştir.” diyerek, tüketiciden bedel tahsil eden e-ticaret platformlarının da sorumlu olduklarına hükmetmiştir.
Elektronik Ticaret Yönetmeliği uyarınca fikri veya sınai bir hakkının ihlal edildiğini düşünen ve şikayette bulunmak isteyenlerin, dahili iletişim sistemi, noter veya PTTKEP aracılığı ile e-ticaret platformuna başvuruda bulunmaları gerekmektedir. Yönetmelikte geçen ‘dahili iletişim sistemi’ yolu e-ticaret platformunun kendi içinde bulunan şikayet modülleri ya da e-posta yoludur. Kanaatimizce, ispat yükünün yerine getirilmesi ve hesaplı olması nedeniyle PTTKEP yoluyla şikayette bulunmak en makul yoldur.
Fikri veya sınai bir hakkın ihlal edildiği gerekçesiyle yapılacak şikayete, Kurum tarafından düzenlenmiş hak sahipliğinin tescil belgesinin; Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından düzenlenmiş bandrol formunun ya da 5846 sayılı kanun kapsamında bulunan meslek birlikleri tarafından yapılacak şikayetlerde faaliyet belgesinin eklenmesi gerekmektedir. Şikayette bulunacak kişi gerçek kişi ise T.C. kimlik numarası, adres bilgileri, e-posta adresi ve varsa PTTKEP adres bilgisinin; tüzel kişi ise unvanı, adres bilgileri, e-posta adresi ve varsa PTTKEP adres bilgisi ile şikayetin vekil aracılığıyla yapılması durumunda vekalet verenin ve vekilin bilgileri ile vekilin temsile yetkili olduğuna dair evrakın sunulması gerekmektedir. Son olarak, şikayet sahibinin, ihlalin hangi adreste gerçekleştiğine dair bilgiler ile hakkının ihlal edildiğine dair gerekçe ve delilleri; şayet kendisi tarafından sunulan bilgi ve belgelerin gerçeğe aykırı olduğunun anlaşılması durumunda ortaya çıkabilecek zararlara dair sorumluluğu kabul ettiğine dair beyanını e-ticaret platformuna sunması gerekmektedir. Sayılan hususlardan birinin veya birkaçının eksik olması durumunda e-ticaret platformu şikayeti işleme almama hakkına sahiptir.
E-ticaret platformu, usule uygun şikayetin kendisine ulaşmasından sonra kırk sekiz saat içinde şikayete konu ürünü yayından kaldırır ve durumu ürün sağlayıcıyla ve şikayet sahibine bildirir.
Şikayete karşılık olarak, ürün sağlayıcısının da şikayet başvurusuna itirazda bulunma hakkı vardır. Şikayet başvurusuna itiraz edilirken, itirazda bulunan kişi gerçek kişi ise adı soyadı; tüzel kişi ise unvanı ile yetkili temsilcisinin ya da vekilinin adı soyadı ile bu kişilerin temsile yetkili olduklarına dair evrakı sunulması gerekmektedir. İtirazda bulunan kişinin, itiraza dayanak evrak ile hak ihlalinde bulunmadığına dair belge ve delilleri; sunduğu ürünün gerçek olduğunu ispatlamaya yönelik fatura veya fatura yerine geçen belgeleri, şayet varsa kendinden başlayarak geriye doğru hak sahibini ya da hak sahibinin verdiği yetkiye dayanarak ürünü piyasaya sunan kişileri gösteren sözleşme, lisans gibi belgeleri, şayet kendisi tarafından sunulan bilgi ve belgelerin gerçeğe aykırı olduğunun anlaşılması durumunda ortaya çıkabilecek zararlara dair sorumluluğu kabul ettiğine dair beyanını e-ticaret platformuna sunması gerekmektedir. Şikayete itirazın da dahili iletişim sistemleri, noter veya PTTKEP aracılığıyla yapılması mümkündür. Sayılan hususlardan birinin veya birkaçının eksik olması durumunda e-ticaret platformu itirazı işleme almama hakkına sahiptir.
E-ticaret platformu, kendisine sunulmuş bilgi ve belgelerden itirazın haklı olduğunu açıkça anlarsa, itirazın kendisine ulaşmasından itibaren en geç yirmi dört saat içinde tedbiren kaldırdığı içeriği tekrar yayınlar ve bunu taraflara gecikmeksizin bildirir. Fikri ve sınai haklara ilişkin olarak e-ticaret platformu tarafından yapılan incelemeler salt tarafların iddia ve delilleri ile sınırlı olup ilgililerin adli ve idari mercilere başvurma hakları saklıdır. Bu noktada e-ticaret platformuna sağlanmış tedbir alma yetkisi, e-ticaret platformunun kendi sorumluluklarından kurtulabilmesi amacını taşımaktadır.
2. ULUSLARARASI DÜZENLEMELER VE UYGULAMALAR
DÜNYA FİKRİ MÜLKİYET ÖRGÜTÜ (WIPO)
Temelleri 1800’lü yıllara dayanan Dünya Fikri Mülkiyet Örgütü (WIPO), Stokholm’de 1967 yılında imzalanan “Dünya Fikri Mülkiyet Örgütü Kuruluş Anlaşması” ile kurulmuştur. Günümüzde 193 üye ülkesi bulunan örgütün merkezi Cenevre’dedir . WIPO, uluslararası toplum nezdinde fikri ve sınai hakların korunmasını ve fikri ve sınai haklarla ilgili uluslararası sözleşmelerin WIPO himayesinde idari bir birlik içinde uygulanmasını sağlama amacı taşır. WIPO, kişilerin ve gelişmekte olan ülkelerin fikri çalışmalarının desteklenmesi ve geliştirilmesi için bilgi teknolojilerinin kullanılmasını; ülkeler arası fikri mülkiyet mevzuatının birbiriyle uyumlu hale getirilmesini; bünyesinde yer alan yirmi altı adet uluslararası anlaşmanın idari anlamda doğru şekilde uygulanmasını ve özel fikri mülkiyet uyuşmazlıklarının çözümlenmesini sağlar. Türkiye, WIPO Kuruluş Anlaşmasını 12 Mayıs 1976 tarihinde imzalamıştır.
TRIPS ANLAŞMASI
Ticaretle Bağlantılı Fikri Mülkiyet Hakları Anlaşması (TRIPS), Dünya Ticaret Örgütü (WTO) kurucu anlaşmasının eki olarak, yüz on dört ülke ve Avrupa Birliği tarafından imzalanmış ve 1 Ocak 1995 tarihinde yürürlüğe girmiştir. TRIPS Anlaşması, Dünya Ticaret Örgütü'ne üye ülkelerin fikri mülkiyet haklarının korunması konusunda uymaları gereken asgari standartlar ile temel ilkeleri belirlemekte ve ortaya çıkabilecek uyuşmazlıkların çözümlenmesi konusunda hükümler bulundurmaktadır. TRIPS, fikri haklar, marka, coğrafi işaret, endüstriyel tasarım, patent ve entegre devre topografyaları olmak üzere yedi genel konuda üye devletlerin uyması gereken asgari standartları belirlemiştir. TRIPS ile fikri ve sınai hak ayrımı ortadan kalkmış; sahte ürünlere gümrüklerde el konulması ve sahte ürünlerin imhası gibi konularda uluslararası yeknesak yaptırımlar getirilmiştir. Bununla birlikte, üye ülkelerin yabancı ülke vatandaşlarının fikri mülkiyet haklarını da en az kendi ülkelerinin vatandaşlarına ait haklar kadar koruyacakları da hükme bağlanmıştır.
Türkiye, WTO kuruluşu sırasında 26 Mart 1995 tarihinde TRIPS Anlaşmasını ‘gelişmekte olan ülke’ statüsüyle imzalamış ve kademeli uyum sistemine dahil olarak ilk uyum incelemesini 2000-2001 yılında tamamlamıştır.
PARİS SÖZLEŞMESİ
1883 tarihinde imzalanan Sınai Hakların Korunmasına Dair Paris Sözleşmesi, sınai mülkiyet alanında uluslararası ilk sözleşmedir. Sözleşmeye göre, taraf devletler, kendi ulusal düzenlemelerine göre tescil edilmiş marka, tasarım, coğrafi işaret, patent, faydalı model, ticaret unvanını taraf bütün devletler için tanıyacak ve haksız rekabetin önlenmesi için çaba göstereceklerdir.
Türkiye, 15 Mayıs 1930 tarihinde Paris Sözleşmesinin 1925 yılına ait tadil halini kabul etmiştir. Bu sözleşme ile Türkiye’de ‘tanınmış marka’ kavramı kabul edilmiş; bu kavram zaman içerisinde iç hukuka entegre edilmiş ve hak koruması kapsamında Sözleşmeye üye ülkelerin vatandaşlarına Türk vatandaşlarına sağlanan koruma ile eşit koruma sağlanacağı kabul edilmiştir.
MADRİD PROTOKOLÜ
Markaların uluslararası tescilinin sağlanması için idari prosedürleri en aza indirmeyi amaçlayan Madrid Protokolü 1 Aralık 1995 tarihinde imzalanmış ve Türkiye sözleşmeye 1 Ocak 1999 tarihinde taraf olmuştur. Madrid Protokolü ile, üye ülkelerde bulunan menşe ofislere uluslararası başvuru yapılması ve başvurunun menşe ofis tarafından WIPO’ya iletilerek kabul edilmesi halinde, tek bir başvuru ile protokole üye olan bütün devletlerde marka korumasından yararlanılması mümkündür.
LAHEY ANLAŞMASI
1999 tarihli Tasarımların Tesciline İlişkin Lahey Anlaşmasının Cenevre Metni, Türkiye tarafından 2004 yılında kabul edilmiş ve 2005 yılında yürürlüğe girmiştir. Lahey Anlaşması ile, üye ülkelerde bulunan menşe ofislere uluslararası başvuru yapılması ve başvurunun menşe ofis tarafından WIPO’ya iletilerek kabul edilmesi halinde, tek bir başvuru ile protokole üye olan bütün devletlerde tasarım korumasından yararlanılması mümkündür.
NİCE SINIFLANDIRMASI
Markaların Tescili Amaçlarıyla Mal ve Hizmetlerin Uluslararası Sınıflandırılmasına İlişkin Nice Sınıflandırması, 1957 tarihinde imzalanmış olup Paris Sözleşmesine üye olan devletlere açıktır. Markaların uluslararası bir listeleme yöntemi ile sınıflandırılarak ülkeler arası karışıklığın azaltılmasını amaçlamakta ve her beş yılda bir güncellenmektedir. Sınıflandırmada otuz dört mal ve on bir hizmet sınıfı bulunur ve bu sınıfları WIPO belirler. Türkiye, 2003 yılından itibaren markaların tescilinde Nice Sınıflandırması sistemini kullanmaktadır.
LOCARNO ANTLAŞMASI
1968 tarihli Locarno Antlaşması ile oluşturulan Locarno Sınıflandırması Sistemi ile endüstriyel tasarımlar otuz iki ana sınıf altında düzenlenmektedir. Türkiye, 1998 yılından beri endüstriyel tasarımların sınıflandırılmasında Locarno Sistemini kullanmaktadır.
DMCA
Türkçe karşılığı ‘Dijital Binyıl Telif Hakkı Yasası’ olan DMCA, Amerika Birleşik Devletleri’nin, WIPO’ya uyum sağlama amacıyla 1998 yılında yürürlüğe koyduğu telif hakkı yasasıdır. Bu yasa, telif haklarını elektronik ortamda korunmayı ve elektronik platformların sorumluluklarını düzenlemektedir. Yasaya göre, yasanın yetki alanına girmesi için, telif hakkı sahibinin hangi ülkede olduğuna ya da hak iddiasına konu içeriğin hangi ülkeden kaynaklandığına bakılmaksızın, ilgili elektronik platformun ABD’de sunucusunun olması yeterlidir. DMCA, hem elektronik ortamdaki fikri mülkiyet haklarının ihlalini hem de dijital kilit ve şifrelemelerin kırılmasını yasaklamıştır. İlgili kanun uyarınca elektronik platformların fikri mülkiyet ihlali ile ilgili sorumluluktan kurtulmaları, hak sahibinin bildirimi ile ilgili içeriği yayından kaldırmaları ile mümkündür. Elektronik platformların uyuşmazlık konusu içeriği yayından kaldırırken, kaldırma işleminin bir tedbir olarak uygulanması nedeniyle orantılı davranmaları gerekmektedir. Ne var ki uygulamada elektronik platformlar, yaptırım riskiyle karşılaşmamak için bir telif hakkı ihlali bildirimi kendilerine ulaştığında doğrudan içeriği kaldırmakta; içeriği kaldırdıktan sonra içerik sahibine bildirimde bulunmaktadır. Elektronik platformların bu savunmacı tutumu, haksız rekabet teşkil edecek uygulamalara ve istismarlara alan açmaktadır. Örneğin, rakip bir firma gerçek hak sahibine ait olan ve herhangi bir fikri mülkiyet ihlalinde bulunmayan bir internet adresini kötü niyetli şekilde şikayet ederek yayından kaldırılmasına ya da arama motoru optimizasyonunda geri planda kalmasına sebep olabilir.
AVRUPA BİRLİĞİ MARKA VE TASARIM TÜZÜKLERİ (EUIPO, EUTM, RCD)
Avrupa Birliği Fikri Mülkiyet Ofisi (EUIPO), 1994 yılında ‘İç Pazarda Uyumlaştırma Ofisi’ adıyla kurulmuş ve 2016 yılında yayınlanan 2015/2424 sayılı Avrupa Birliği Marka Tüzüğü (European Union Trade Mark Regulation) ile bugünkü ismini almıştır. Avrupa Birliği ülkelerine, bu Tüzüğün yürürlüğe girme tarihinden itibaren iç hukuklarına entegre edilmesi için üç ila yedi yıl tanıyan düzenleme ile markanın kullanılmaması nedeniyle iptali prosedürü değişmiş; tescilli marka sahibine sahte ürünlere gümrükte el koyma hakkı tanınmış; marka tescili süreleri yeniden düzenlenmiştir.
Avrupa Birliği Markası (EUTM), 1994 tarihli 40/94 sayılı Topluluk Markası Tüzüğü ile düzenlenmiş; 2017 tarihli 2017/1001 sayılı Tüzük ile güncel halini almıştır. Ulusal marka koruma prosedürlerine kıyasla, Avrupa Birliği üyesi ülkelerin tamamında tek bir marka tescili ile yeknesaklaştırılmış koruma sağlamayı amaçlamış ve Avrupa Birliği içindeki serbest dolaşımı desteklemiştir.
Avrupa Birliği Tasarım Tescili (RCD), 2002 tarihli ve 6/2002 sayılı Topluluk Tasarımlarına İlişkin Konsey Yönetmeliği ile tescilli tasarımların Avrupa Birliğinde geçerli tek bir tasarım tescili ile; tescilsiz tasarımların da ortak genel hükümlere göre korunmasını sağlamaktadır.
3. MARKA VE TASARIM HAKKININ İHLALİ DURUMUNDA BAŞVURULABİLECEK HUKUKİ YOLLAR
FİKRİ VE SINAİ HAKLAR MAHKEMELERİ
SMK uyarınca açılacak hukuk davalarına bakmakla görevli Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemeleri; ihtisas mahkemelerinin bulunmadığı yerlerde ise Asliye Hukuk Mahkemeleri davalara bakmakla görevlidir. Ceza davalarında ise soruşturma evresinde koruma tedbirlerine ilişkin olarak Sulh Ceza Mahkemeleri, kovuşturma evresinde ise Fikri ve Sınai Haklar Ceza Mahkemeleri; ihtisas mahkemelerinin bulunmadığı yerlerde ise Asliye Ceza Mahkemeleri davalara bakmakla görevlidir. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemeleri de Fikri ve Sınai Haklar Ceza Mahkemeleri de tek hakimlidir.
İhtisas mahkemelerinin bulunmadığı yerlerde, şayet bir asliye hukuk veya ceza mahkemesi bulunuyor ise bu yerlerde bu asliye hukuk veya ceza mahkemesi, iki asliye hukuk veya ceza mahkemesi bulunan yerlerde 1 numaralı asliye hukuk veya ceza mahkemesi; ikiden fazla asliye hukuk veya ceza mahkemesi bulunan yerlerde 3 numaralı asliye hukuk veya ceza mahkemesi, görevli mahkeme olarak belirlenmiştir. Sulh ceza mahkemelerinin verdikleri kararlara karşı itiraz merci Fikri ve Sınai Haklar Ceza Mahkemeleri olup bu mahkemenin bulunmadığı yerlerde Asliye Ceza Mahkemeleri görevlidir.
Kurum tarafından SMK uyarınca alınan kararlara karşı ve Kurum tarafından alınan kararlardan zarar görenlerin açacakları davalarda görevli ve yetkili mahkeme Ankara Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesidir.
Marka veya tasarım hakkı sahipleri tarafından üçüncü kişiler aleyhine hakka tecavüz nedeniyle açılacak hukuk davalarında yetkili mahkeme, davacı tarafın ikametgahının olduğu veya tecavüz fiilinin gerçekleştiği ya da tecavüz fiilinin etkilerinin görüldüğü yer mahkemesi yetkilidir. Davacı tarafın Türkiye’de ikametinin bulunmaması durumunda bu davaya bakmakla yetkili mahkeme, davacı tarafın sicilde kayıtlı marka vekilinin işyerinin bulunduğu yer mahkemesidir. Şayet marka vekilinin davanın açıldığı tarihte sicil kaydı silinmişse Ankara Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi yetkili mahkeme olacaktır.
Üçüncü kişiler tarafından marka veya tasarım başvurusu ya da marka veya tasarım sahibi aleyhine açılacak davalarda, davalı tarafın yerleşim yeri mahkemesi yetkilidir. Davalı tarafın Türkiye’de yerleşim yerinin bulunmaması durumunda bu davaya bakmakla yetkili mahkeme, davalı tarafın sicilde kayıtlı marka vekilinin işyerinin bulunduğu yer mahkemesidir. Şayet marka vekilinin davanın açıldığı tarihte sicil kaydı silinmişse Ankara Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi yetkili mahkeme olacaktır. Birden fazla mahkemenin aynı anda yetkili olduğu durumlarda, ilk davanın açıldığı mahkeme yetkili mahkeme olacaktır.
UYUŞMAZLIK ÇÖZÜM MERKEZLERİ (TAHKİM YARGILAMASI)
Hak sahipleri, marka ve tasarım hakları üzerinde serbestçe tasarruf edebilirler. Marka ve tasarım haklarından kaynaklanan uyuşmazlıklar, genellikle hak sahipliği; hakkın geçerliliği ya da lisans sözleşmelerinin ihlali nedeniyle ortaya çıkmaktadır. Genel mahkemelerde dava yolunun tercih edilmesi, özellikle ticaret ile iştigal eden hak sahipleri bakımından zaman kaybına neden olmaktadır. Ayrıca fikri mülkiyet hukuku alanına giren uyuşmazlıklar TTK uyarınca ticari dava kabul edildiklerinden, uyuşmazlığın taraflarından birinin tacir olması durumunda da dava ticari dava olarak görülecektir.
HMK’nın 408. maddesi uyarınca taşınmaz mallar üzerindeki ayni haklardan veya iki tarafın iradelerine tabi olmayan işlerden kaynaklanan uyuşmazlıklar tahkime elverişli değildir. Dolayısıyla, Kurum tarafından yapılan ve birer idari işlem olarak kabul edilen tescil, tescilin iptali ve hükümsüzlüğü konularının tahkim yargılamasının konusunu oluşturması mümkün değildir.
Tahkim sözleşmesi, taraflar arasındaki sözleşmenin bir şartı olarak düzenlenebilir veya ayrı bir sözleşme şeklinde yapılabilir. HMK 412. maddesinin 3. fıkrası uyarınca tahkim sözleşmesi yazılı şekilde yapılır. Yazılı şekil şartının yerine getirilmiş sayılması için, tahkim sözleşmesinin taraflarca imzalanmış yazılı bir belgeye veya taraflar arasında teati edilen mektup, telgraf, teleks, faks gibi bir iletişim aracına veya elektronik ortama geçirilmiş olması ya da dava dilekçesinde yazılı bir tahkim sözleşmesinin varlığının iddia edilmesine davalının verdiği cevap dilekçesinde itiraz edilmemiş olması yeterlidir. Asıl sözleşmenin bir parçası haline getirilmek amacıyla tahkim şartı içeren bir belgeye yollama yapılması halinde de tahkim sözleşmesi yapılmış sayılır.
Tahkim yargılamasına başvuran tarafların tahkim yargılamasında kimin veya kimlerin hakem olarak görev yapabileceğini, tahkim yerini ve dilini, tahkimin esasına uygulanacak hukuku ve yargılamanın süresini serbestçe kararlaştırabiliyor olmalarının yanı sıra tahkim yargılamasının genel mahkemelere nazaran daha hesaplı olması; ticari ilişkilerini tek bir uyuşmazlığa bağlı olarak sekteye uğratmak istemeyen tacirler için bir tercih nedenidir.
SONUÇ
Elektronik ticaret alanındaki büyüme yeni iş fikirleri, dijital reklam stratejileri ve küresel ölçekte müşteri kitlesini getirmiş, birçok alanda maliyeti ve emeği azaltmıştır. Emeğin azalması, fikri ve sınai hakların korunmasını zorlaştırmış; sahte ürünlerin ve haksız şekilde marka kullanımının önünü açmıştır. Özellikle marka ve tasarım haklarının hem firma görünürlüğü hem de firma itibarının korunması konusunda önemi, gelişen teknoloji ile yeni bir boyuta evrilmiştir.
Marka ve tasarım hakları sahiplerine münhasır kullanım hakkı sağlamakla birlikte firmalarının kimliklerinin oluşumu, tüketici nezdinde tanınırlık ve bu tanınırlığın getirdiği ekonomik güçten faydalanma imkanı sağlar, hak sahiplerini haksız rekabete karşı korur.
Bir ürün veya içerik sağlayıcısının fikri ve sınai haklarının ihlal edilmesi, hak sahibi açısından hem ihlal anında hem de ihlalden sonrasında büyük kayıplara neden olabilmektedir. Bu ihlal, sahte veya taklit ürünlerin piyasaya sürülmesi, aldatıcı sosyal medya reklamları yapılması, alan adının çalınması ya da kopyalanması gibi yöntemlerle yapılabilmektedir. Sahte bir ürünü salt marka kalitesine ve itibarına güvenerek alan bir tüketici hem alışveriş anında zarar görmekte ve bu zarar ile hak sahibini ilişkilendirmekte hem de hak sahibi firmaya duyduğu güveni yitirmektedir.
Elektronik ticarette coğrafi sınırların ortadan kalkmasıyla birlikte marka ve tasarım ihlallerinin hangi ülkede gerçekleştiğinin tespiti ve yaptırımlar konusunda hangi ülkenin ya da ülkelerin yetkili olacağı sorusu doğmuştur. Bu noktada, uluslararası kuruluşların ve uluslararası sözleşmelerin önemi artmıştır. Türkiye, mevzuatını 1990’lı yıllardan itibaren Avrupa Birliği ve dünya ülkeleri ile uyumlu hale getirmek için yasal düzenlemeler geliştirmiş; WIPO ve TRIPS başta olmak üzere pek çok uluslararası kuruluşa ve anlaşmaya üye olmuştur. Bu kapsamda, Avrupa Birliği mevzuatı ile entegre şekilde hazırlanmış Sınai Mülkiyet Kanunu 2017 yılında yürürlüğe girmiştir.
Türkiye’de marka ve tasarım hakları başta olmak üzere fikri ve sınai hakların korunması için çeşitli hukuki düzenlemeler ve cezai yaptırımlar getirilmiştir. Korumanın kapsamı hak sahibi ve tüketici için farklı kanunlarla genişletilmiş; fikri ve sınai haklar ihtisas mahkemeleri kurulmuştur.
Mevzuatın, gelişen teknoloji ve değişen toplum alışkanlıkları ile uyumlu hale getirilmesi, Devletler için bir zorunluluktur. Teknolojinin gelişme hızı, mevzuat düzenlemelerinin hızına nazaran oldukça fazladır. Fikri ve sınai hakların sağladığı ülkesel korumaya karşılık zaman içerisinde uluslararası boyutta yeknesak koruma yöntemlerinin artacağı ve yetki sorununun ortadan tamamen kalkacağı fikrine inanmaktayız.
KAYNAKÇA
6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu (10/01/2017 tarihli 29944 sayılı RG)
6563 sayılı Elektronik Ticaretin Düzenlenmesi Hakkında Kanun (05/11/2014 tarihli 29166 sayılı RG)
6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun (28/11/2013 tarihli 28835 sayılı RG)
5174 sayılı Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği ile Odalar ve Borsalar Kanunu (01/06/2004 tarihli 25479 sayılı RG)
5362 sayılı Esnaf ve Sanatkarlar Meslek Kuruluşları Kanunu (21/06/2005 tarihli 25852 sayılı RG)
4721 sayılı Türk Medeni Kanunu (08/12/2001 tarihli 24607 sayılı RG)
6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu (14/02/2011 tarihli 27846 sayılı RG)
6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu (04/02/2011 tarihli 27836 sayılı RG)
5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu (13/12/1951 tarihli 7981 sayılı RG)
Sınai Mülkiyet Kanununun Uygulanmasına Dair Yönetmelik (24/04/2017 tarihli 30047 sayılı RG)
Ticari Reklam ve Haksız Ticari Uygulamalar Yönetmeliği (10/01/2015 tarihli 29232 sayılı RG)
Mesafeli Sözleşmeler Yönetmeliği (27/11/2014 tarihli 29188 sayılı RG)
Elektronik Ticaret Aracı Hizmet Sağlayıcı ve Elektronik Ticaret Hizmet Sağlayıcılar Hakkında Yönetmelik (29/12/2022 tarihli 32058 sayılı RG)
Çağlar, H., Yıldız, B. İmirlioğlu, D. (2023) “Marka Vekilliği Sınavına Hazırlık”, 4. Baskı, Adalet Yayınevi, Ankara.
Tekinalp, Ü. (2012) “Fikri Mülkiyet Hukuku”, 1. Baskı, Vedat Kitapçılık, İstanbul.
Ağyel, E. (2010). “TRIPS Anlaşmasına Göre Marka Hakkının Korunması”, Yüksek Lisans Tezi, Kırıkkale Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Kırıkkale.
Bayramov, S. (2024). “Marka Güveni ve Marka Tercihi İlişkisinde Influencer Pazarlamanın Rolü: E-Ticaret Markaları Üzerine Bir Araştırma”, Doktora Tezi, Bandırma Onyedi Eylül Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Balıkesir.
Erkan, N. (2022). “E-Ticaretin Gelişimi ve Türkiye’de E-Ticaretin Ekonomi Üzerine Etkileri” Yüksek Lisans Tezi, İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, İstanbul.
Erişmiş Nursun, B. (2023) “Tanınmış Marka ve Tanınmış Markanın İltibas Suretiyle Tecavüzü”, Yüksek Lisans Tezi, İstanbul Kültür Üniversitesi Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, İstanbul.
Erkan, N. (2022) “E-Ticaretin Gelişimi ve Türkiye’de E-Ticaretin Ekonomi Üzerine Etkileri”, Yüksek Lisans Tezi, İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, İstanbul.
Özeroğlu, Ö.F. (2007). “Marka Korsanlığı (Markaya Tecavüzün Hukuki Sonuçları ve Marka Korsanlığı İle Mücadele Tedbirleri)”, Doktora Tezi, Gazi Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Ankara.
Saltık, Z.S. (2023). “Sanal Dünyalarda Marka Koruması”, Yüksek Lisans Tezi, Bahçeşehir Üniversitesi, Bilişim Hukuku ABD., İstanbul.
Solmaz, A. (2024). “Fikri Mülkiyet Uyuşmazlıkları ve WIPO Tahkimi”, Yüksek Lisans Tezi, Atatürk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Erzurum.
Sönmez, Ö. (2024). “E-Ticaret Pazar Yerinde Taraflar Arası İlişkilerin Hukuki Niteliği ve E-Ticaret Aracı Hizmet Sağlayıcının Tüketiciye Karşı Ayıplı Maldan Sorumluluğu”, Yüksek Lisans Tezi, İhsan Doğramacı Bilkent Üniversitesi Ekonomi ve Sosyal Bilimler Enstitüsü, Ankara.
Süer, S. (2021). “Marka Güveni, Marka İmajı ve Marka Değerinin Marka Evangelizmi Üzerindeki Etkisi: E-Ticaret Markaları Üzerine Ampirik Bir Araştırma”, Yüksek Lisans Tezi, Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, Ankara.
Aytuğar, B., Küçük, S. (2020). “6769 Sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu’na Göre Marka Hakkına Tecavüzden Doğan İtibar Kaybı Tazminatı”, İnönü Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, 11(1), 110-125.
Bahadır, Z. (2017) “Markaların İdari İptal Prosedürü”, Hakemli Makale, Ankara Barosu Dergisi 2017/4, Ankara, ss. 79-104.
Kıranlar, S. (2019). “Cumhuriyet Döneminde Markalaşma Sürecinin Analizi (1923-1931)”. Vakanüvis - Uluslararası Tarih Araştırmaları Dergisi, 4(2), 642-664.
Türkiye İhracatçılar Meclisi (2023) “Türkiye’nin İlk 1000 İhracatçısı”, https://tim.org.tr/files/downloads/Ihracat1000/2023/tim_ilk_1000_ihracati_arastirmasi_2023.pdf (E.T.: 18/05/2025).
https://karararama.yargitay.gov.tr/# (E.T.: 08/06/2025)
https://tuketici.ticaret.gov.tr/yayinlar/tuketici-bilgi-rehberi/mesafeli-sozlesmeler-hakkinda-bilgilendirme (E.T.: 08/06/2025)
https://eylulelifgergin.av.tr/dijital-dunyada-guvenli-ticaret-e-ticaret-hukukunda-haklariniz-ve-yukumlulukleriniz/ (E.T.: 08/06/2025)
https://merchantfaq.wish.com/hc/tr/articles/204531768-Neler-taklit-veya-sahte-%C3%BCr%C3%BCn-olarak-de%C4%9Ferlendirilir (E.T.: 08/06/2025)
Sosyal Medya Etkileyicileri Tarafından Yapılan Ticari Reklam ve Haksız Ticari Uygulamalar Hakkında Kılavuz (https://tuketici.ticaret.gov.tr/duyurular/sosyal-medya-etkileyicileri-tarafindan-yapilan-ticari-reklam-ve-haksiz-ticari-uyg) (E.T.: 08/06/2025)
https://www.wipo.int/members/en/ (E.T.: 10/06/2025)
https://www.turkpatent.gov.tr/ (E.T.: 10/06/2025)
https://www.copyright.gov/legislation/dmca.pdf (E.T.: 10/06/2025)
https://www.ogplawfirm.com/TR/Haberler-Blog-Detay/dijital-binyil-telif-hakki-yasasi (E.T.: 10/06/2025)
https://zeo.org/tr/kaynaklar/blog/seo-calismalarinda-dmca-bildirimlerinde-ne-yapilmali (E.T.: 10/06/2025)
https://www.euipo.europa.eu/en/gi-hub (E.T.: 11/06/2025)
https://eur-lex.europa.eu/eli/reg/2015/2424/oj/eng (E.T.: 11/06/2025)
https://kkhukuk.com/wp-content/uploads/2016/08/AB-Marka-Mevzuati-Degisikligi.pdf (E.T.: 11/06/2025)
https://iprgezgini.org/tag/topluluk-marka-tuzugu/ (E.T.: 11/06/2025)
https://www.resmigazete.gov.tr/arsiv/1506.pdf (E.T.: 11/06/2025)
https://www.turkpatent.gov.tr/marka-nice-siniflandirma(E.T.: 11/06/2025)
https://adb.adalet.gov.tr/Resimler/SayfaDokuman/612021141924Singapur%20Konvansiyonu%20T%C3%BCrk%C3%A7e.pdf (E.T.: 11/06/2025)