MARKANIN İPTALİ

ÖZET

Sicilde gösterilebilir olması koşulu ile bir işletmenin sağladığı mal veya hizmetin geri kalanlarından ayırt edilmesini sağlayacak her tür işarete marka denilmektedir. Marka koruması, kanunun öngördüğü sürelerde yenilenmesi koşulu ile sahibine sonsuza kadar koruma sağlayabilmektedir. Bununla birlikte markanın sağladığı hak mutlak bir hak olmayıp bu hakkın çeşitli nedenlerle sona ermesi mümkündür. Bu çalışmada öncelikli olarak marka kavramı ve markanın fonksiyonları açıklanmış, ardından genel olarak marka korumasının sona erme nedenlerine değinilmiş ve son olarak markanın iptali konusu incelenmiştir.

GİRİŞ

Mal ve hizmetlerin işletmeler bazında ayırt edilmesini ve pazardaki yerlerini belirginleştirmesini sağlayan işaretlere marka adı verilmektedir. Ticaretin öneminin enflasyon ile mücadele eden ülkemizde günden güne arttığı ve ticaret ile uğraşan kimselerin çağın gereklerine uyma amacı ile kurumsal kimliklerini geliştirmeye çalıştığı bu dönemde marka kavramının önemi de günden güne artmaktadır. Bu durumun doğal bir neticesi olarak kişiler gerek kendilerini gerekse mevcut ve muhtemel kurumsal kimliklerini korumak ve hak sahibi olabilmek amacıyla, sahip oldukları mal ve hizmetleri marka kimliği ile tescillendirmek istemektedir. Türkiye’de her yıl binlerce marka tescil başvurusu yapılmasına rağmen tescil edilen markaların pek azı fiilen kullanılmaktadır.

Çalışma konusu, 10/01/2017 tarihinde yürürlüğe giren 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu uyarınca markanın iptalidir. Çalışmada markaya ve marka hakkınna ilişkin genel bilgiler verilmeye çalışılmış; yine genel olarak marka hakkının sona ermesi üzerinde durulmuş ve markanın iptali, sayılan diğer konulara nazaran daha detaylı şekilde, sebepleri ile incelenmiştir. Markanın iptali prosedürünün SMK 26. maddesi uyarınca 10/01/2024 tarihinde değiştiği hususu üzerinde durularak karşılaştırmalı olarak açıklama yapılması amaçlanmıştır.

MARKA KAVRAMI VE MARKANIN FONKSİYONLARI

Marka, “bir işletmenin mal ve hizmetlerini, başka bir işletmenin mal ve hizmetlerinden ayırmaya yarayan işarettir”. Türk hukukunda marka olabilecek işaretler için tahdidi bir sayım yapılmamıştır. Mevzuatımız uyarınca ayırt edici olması ve sicilde gösterilebilmesi şartını taşıyan söz öbekleri, renk, şekil birleşimleri, harf, sayı, ses ve ambalajlarının biçimi gibi her türlü işaretin marka olmasının önünde bir engel bulunmamaktadır. Bir işaretin marka koruması kapsamına girebilmesinin temel şartı ayırt edici olmasıdır. Ayırt edicilik fonksiyonu markanın tanımında belirleyici bir unsur olarak kabul edilir. Tüketici tarafından marka olarak algılanması mümkün olmayan işaretlerin soyut ayırt ediciliği bulunmadığından SMK uyarınca marka korumasından yararlanamazlar.

Yukarıda örnekleri sayılan geleneksel markalara ek olarak tüketicilere farklı şekillerde hitap edilmesini amaçlayan üç boyutlu markalar, ses markaları, hareket markaları, pozisyon markaları gibi geleneksel olmayan marka çeşitlerinin de ayırt edicilik ve sicilde gösterilebilir olma şartlarını taşımaları halinde marka olarak tescil edilmeleri mümkündür.

SMK Yönetmeliğinin 7. maddesi uyarınca seslerin marka olarak tescil edilmesi, tescili talep edilen elektronik ses kaydının sicilde gösterilebilmesi; renklerin tescili ise renk görseli ve Kurum tarafından kabul edilmiş renk (pantone) kodunun gösterilmesi ile yapılmaktadır. Mevzuatımızda tat ve kokuların marka olarak tescil edilmesi yasaklanmamış olmakla birlikte, mevcut teknoloji ile tat ve kokuların herkes tarafından objektif algılanabilirliği ve ayırt ediciliği tespit edilemediğinden, henüz tat ve kokuların marka tescili ile korunması Türk hukuku açısından mümkün değildir.

Markalar ayırt edici olmalarının yanı sıra, mal veya hizmetin hangi işletmeye ait olduğunu kaynak gösterme fonksiyonları ile belirtirler. Bu vesile ile markalara ait mal ve hizmetler de diğerlerinden ayrılır. Son olarak markalar, sağladıkları mal veya hizmetle ilgili belirli bir kalite düzeyini korumaya gayret ettiklerinden, ilgili markaya ait her tür ürün veya hizmet, markaya ait ortalama bir kalite seviyesini garanti eder ve hitap ettiği tüketici kitlesinin karar alma ve tercih etme kriterlerini etkiler. Bu vesile ile markalar, tanınırlık düzeyini artırdıkça kendi reklamlarını yine kendi mal ve hizmetleri ile yapabilirler.

MARKA HAKKININ ÖZELLİKLERİ

Tescilli bir markanın sahibine sağladığı öncelikli hak, marka sahibinin tescil edilmiş markasını ticari olarak kullanabilmesidir. Markanın kullanılması hem bir hak hem de bir zorunluluk teşkil etmektedir. İlgili kısımda detaylı olarak değinileceği üzere tescilli bir markanın beş yıl süreyle Türkiye’de ciddi bir şekilde kullanılmaması durumunda markanın iptal edilmesi söz konusu olabilmektedir. Marka korumasının amacı ticari hayatta kullanılan işaretler vesilesiyle işletmelerin birbirinden ayrılması olduğundan, fiilen kullanılmayan bir markaya ait işaretin hukuken korunması da anlam ifade etmeyecektir.

Türk hukukuna göre marka sahibine parasal değere sahip; miras yoluyla intikale müsait; haczedilmesi, rehnedilmesi ve üçüncü kişilere devredilmesi gibi hukuki işlemlere konu olabilmesi mümkün olan, devir işlemleri ile adi ortaklıklara ve ticari şirketlere sermaye olarak getirilebilen ve herkese karşı ileri sürülebilen mutlak bir hak tanır. Bu mutlak hak, marka sahibine yazılı lisans sözleşmeleri ile markasını tamamen devretmeden de üçüncü kişilere kullandırma ve bu kullandırmanın karşılığında gelir elde etme olanağı tanır.

SMK 7. maddesi uyarınca marka hakkı sahibi, tekel hakkına sahip olduğundan, tüketici nezdinde kendi markası ile karıştırılma ihtimali olan ve kendi markasına zarar verebilecek derecede benzer markasal kullanımların, tescil konusu mal ve hizmetlerde kullanılmasını önleme ve dava etme hakkına sahiptir.

Marka hakkı sahibinin marka hakkını ihlal eden eylemlere karşı öne sürebileceği talepler SMK 149. maddesinde sayılmıştır. Buna göre marka hakkı tecavüze uğrayan marka hakkı sahibi dava yolu ile fiilin tecavüz olup olmadığının tespitini; gerçekleşmesi muhtemel olan tecavüzün önlenmesini; devam etmekte olan tecavüzün durdurulmasını; tecavüz fiillerinin yol açtığı maddi ve manevi zararın tazminini isteme hakkına sahiptir. Marka hakkı sahibi bunlara ek olarak, mahkemeden tecavüz oluşturan ürünler ile ürünlerin üretiminde kullanılan cihaz ve makinelere el konulmasını; el konulan ürünlerin mülkiyetinin kendisine tanınmasını; el konulan ürünlerin değiştirilmesini veya imhasını ve haklı sebep varsa ilgili mahkeme kararının ilan edilmesini talep edebilir.

MARKA HAKKININ SONA ERMESİ

MARKANIN HÜKÜMSÜZLÜĞÜ

Markanın hükümsüzlüğü, SMK 25. maddesinde düzenlenmiş olup, esasen markanın tescil edilmesi sırasında var olmasına rağmen göz önüne alınmamış sebeplere dayanır. Hükümsüzlük talebi ancak mahkemeye karşı ileri sürülebilir. Hükümsüzlük talebinde bulunabilecek kişiler kanunda tahdidi olarak sayılmakla birlikte bunlar menfaati olan kişiler; Cumhuriyet savcıları ve ilgili kamu kurum ve kuruluşlarıdır. Tescili markanın hükümsüzlüğüne ilişkin davanın, dava tarihinde Sicilde hak sahibi olarak görünen kişiye veya kişilere ya da bu kişilerin hukuki haleflerine karşı yöneltilmesi gerekmektedir.

Mutlak Ret Nedeninin Varlığı

SMK kapsamında mutlak ret nedenleri, bir işaretin tarafından marka olarak tescil edilmesini kesin olarak engelleyen nedenler olup SMK 5. maddesinde kapsamında tahdidi olarak düzenlenmiştir. Bunun nedeni ise mutlak ret nedenlerinin kamu düzenine ilişkin hükümsüzlük hallerinden oluşmasıdır. Mutlak ret nedenleri işaretin marka olma niteliği;herkesin kullanıma açık olup olmadığı; dini ya da ahlaki değerlerle ilgili olup olmadığı gibi, kamu menfaatine ilişkin halleri kapsamaktadır. Bir markanın birden fazla mutlak ret sebebine aynı anda dahil olması mümkündür. Mutlak ret nedenine dayalı bir markanın hükümsüzlüğü davası sırasında, konu kamu düzenine ilişkin olduğundan mutlak ret nedenleri hakim tarafından re’sen dikkate alınır.

Nispi Ret Nedeninin Varlığı

SMK 6. maddesinde düzenlenen nispi ret nedenleri de hükümsüzlük davasının şartları arasında olup kanunda tahdidi olarak sayılmıştır. Nispi ret nedenleri, üçüncü kişilerin üstün haklarının varlığı iddiasına dayandığından kamu düzenine ilişkin değildir. Bu nedenle nispi ret nedenlerinin mahkeme tarafından re’sen dikkate alınması da mümkün değildir. İstisnai durum olarak mütecavizin durumu bilmesi gerektiği ya da bilebielcek durumda olması haricinde, nispi ret nedenlerinin öne sürülebilmesi için marka tescil başvurusunun en azından Bültende yayınlanmış olması gerekmektedir.

SMK 6/1. hükmü “Tescil başvurusu yapılan bir markanın, tescil edilmiş veya önceki tarihte başvurusu yapılmış marka ile aynılığı ya da benzerliği ve kapsadığı mal veya hizmetlerin aynılığı ya da benzerliği nedeniyle, tescil edilmiş veya önceki tarihte başvurusu yapılmış marka ile halk tarafından ilişkilendirilme ihtimali de dâhil karıştırılma ihtimalinin olması” şeklindedir. Buna göre karıştırılma ihtimalinin değerlendirilmesinde markaların benzerliği; mal veya hizmet benzerliği; benzerliğin tespitinde dikkate alınan ölçütler; markaların ayırt edici niteliği ve ilgili çevre kavramı gibi ölçütler gözetilir.

Hükümsüzlük Kararının Etkileri

SMK kapsamında markanın iptali ile markanın hükümsüzlük halleri ayrı ayrı düzenlenmiştir. Markanın hükümsüzlüğüne ilişkin kararlar geriye yürür; markanın iptaline ilişkin kararlar ise iptal kararının verilmesi ile hüküm ve sonuç doğurur. Bu nedenle mahkeme tarafından bir markaya ilişkin hükümsüzlük kararı verilmesi durumunda marka sahibine sağlanan koruma hakkı hiç doğmamış sayılır. Kesinleşmiş hükümsüzlük kararları sonucunda Kurum, ilgili markayı Sicilden terkin ederek bu durumu Bültende yayımlar. Hükümsüzlük kararı, herkese karşı hüküm ve sonuç doğurur.

B. MARKANIN YENİLENMEMESİ VEYA MARKA HAKKINDAN VAZGEÇİLMESİ

Markanın Yenilenmemesi

SMK 22. ve ilgili diğer maddeleri uyarınca tescilli bir markanın koruma süresi, marka başvuru tarihinden itibaren on yıl olup koruma süresi, onar yıllık dönemler halinde yenilenir. Yenileme talebinin markanın koruma süresinin sona erme tarihinden altı ay önceki dönemde yapılması mümkündür. Bununla birlikte, ek ücret ödenerek markanın koruma süresinin sona ermesinden sonraki 6 ay içinde de yenileme talebinde bulunulabilir. Marka sahibinin yukarıda belirtilen süreler içinde ve mevzuata uygun şekilde yenileme talebinde bulunmaması durumunda markaya sağlanan tescil koruması kendiliğinden sona erer.

Marka Hakkından Vazgeçilmesi

Vazgeçme, bozucu yenilik doğurucu bir irade beyanı olup, marka sahibinin de marka koruması altında olan mal veya hizmet sınıflarının tamamından veya bir kısmından vazgeçebilir. Vazgeçme, marka sahibinin mevzuata uygun yazılı vazgeçme beyanını Kuruma sunması ile ileriye yönelik sonuç doğurur.

C. MARKANIN İPTALİ

Genel Olarak

Markanın iptaline ilişkin sebepler, marka tescil edildiği sırada bulunmamasına rağmen zaman içinde marka sahibinin kusurlu davranışları neticesinde ortaya çıkan sebeplerdir.

Markanın iptali müessesesi, 556 sayılı KHK döneminden beri uygulanmaktadır. Ancak 556 sayılı KHK döneminde markanın kullanılmamasının düzenlendiği 14. madde ve hükümsüzlük hallerinin düzenlendiği 42. maddenin (c), (d), (e) ve (f) bentleri, markanın iptali nedenleri olarak düzenlenmişti.

Markanın iptali hallerinin ayrı bir başlık altında düzenlenmemiş olması ve iptal nedenleri sayılan hallerin bir hükümsüzlük nedeni olarak algılanabilecek şekilde hükümsüzlük başlığı altında düzenlenmesi, AB hukukuna uyumsuzluk teşkil etmiş ve markanın iptali ile hükümsüzlüğü hallerinin sebeplerinin de sonuçlarının da farklılık arz etmesi nedeniyle ayrı ayrı düzenlenmesi gerektiği şeklinde eleştiriler almıştır. Bu nedenle SMK döneminde markanın hükümsüzlüğü ve iptali müesseseleri ayrı ayrı düzenlenmiştir.

SMK 26/2. maddesinde ilgili kişilerin, Kurumdan markanın iptalini isteyebilecekleri hükme bağlanmış olup kanun metninde “ilgili kişiler” kavramı açıklanmamıştır. Bu anlamda iptali istenen markaya konu işareti kullanımı kısıtlanan ya da kısıtlanma tehlikesi olan bir gerçek ya da tüzel kişi iptal talebinde bulunabilecektir. Yine ortak markalar ve garanti markalarının niteliği gereği markanın iptalinin kamu yararına ilişkin bir boyutu da olduğundan, Cumhuriyet Savcıları da markanın iptalini talep edebilecek kişiler arasında sayılmaktadır.

Buna göre, markanın iptalini gerektiren somut olayın özelliklerine göre markanın iptalini isteme konusunda yararı olacak kişilerin, iptal talebi tarihinde sicilde marka sahibi olarak kayıtlı kişilere veya hukuki haleflerine karşı taleplerini ileri sürebileceklerini söylemek mümkündür. Hukuki halefler kapsamına miras veya devir yoluyla marka hakkını iktisap eden kişiler girmektedir.

Marka hakkında kısmi bir iptal kararı verilmesi mümkün olmakla birlikte marka örneğini değiştirecek şekilde iptal kararı verilmesi ise mümkün değildir. Markanın iptali hususu değerlendirildiği sırada hak sahibinin değişmesi durumunda, işlemlere sicilde hak sahibi olarak görünen kişiye karşı devam edilir. İptal talepleri, iptali istenen markanın sahibine tebliğ edilir ve marka sahibi bir ay içinde talebe ilişkin delilleri ile cevaplarını Kuruma sunar. Cevap süresi içinde talep edilmesi durumunda Kurum marka sahibine bir aya kadar ek süre verir ve gerekli gördüğü takdirde ek bilgi ve belge sunulmasını isteyebilir. Kurum, markanın iptali istemine ilişkin iddia ve savunmalar ile sunulan deliller çerçevesinde dosya üzerinden kararını verir.

10/01/2024 tarihine kadar iptal kararı verme yetkisi mahkemelerde idi. Buna göre, 10/01/2024 tarihinden önce görülmeye başlanmış iptal davaları da yine mahkemeler tarafından sonuçlandırılacaktır. Bu nedenle SMK geçici madde 4/3’de bu tarihe kadar kesinleşen kararların mahkemeler tarafından re’sen Kuruma gönderilmesi gerektiği düzenleme altına alınmıştır. Bu düzenleme ile inşai nitelik taşıyan iptal kararının re’sen yerine getirilmesi sağlanmıştır. Markanın iptali kararı, herkese karşı hüküm doğurur ve iptal kararı ile birlikte markanın devri, lisans hakları, rehin ve hacizler sona erer.

Markanın İptali Nedenleri

Markanın Kullanılmaması

Tescilli bir markanın koruma süresi, başvuru tarihinden itibaren on yıl olup, koruma süresinin onar yıllık dönemler halinde sınırsız olarak yenilenmesi mümkündür. Marka yenileme talebinin marka sahibi ya da sicile kayıtlı vekili aracılığıyla Kuruma sunulması ve yenileme ücretinin ödenmesi, koruma süresinin sona erdiği tarihten önceki altı ay içinde gerçekleştirilebilir. Belirtilen süreler içinde marka yenileme talebinin Kuruma sunulmaması ya da marka yenileme ücretinin yatırılmaması durumunda yenileme talebinin, ek bir ücretin ödenmesi koşuluyla, koruma süresinin sona erdiği tarihten itibaren altı aylık süre içinde yapılması da mümkündür. Markanın yenilenmesine ilişkin usulüne uygun bir talepte bulunulmasının ardından hüküm doğuracak olan yenileme, bir önceki koruma süresinin sona erdiği günü takip eden günden başlamak üzere hüküm ifade edecektir. Yenileme ile birlikte markanın tescil ile elde ettiği koruma süreleri birbirini izleyen sürelerle yenilemeden vazgeçilmediği sürece boşluk olmaksızın devam edecektir.

Kullanılmayan markaların iptali ile sicilde gereksiz şekilde yer kaplayan markaların ortadan kaldırılması ve marka sahiplerinin hakkaniyete aykırı şekilde tescilli markanın korumasından yararlanması konusunun engellenmesi amaçlanmıştır.

SMK 9. maddesinde markanın kullanılmasına ilişkin hususlar düzenlenmiştir. Buna göre marka sahibinin markasını Türkiye’de, işlevine uygun olarak; ciddi şekilde; tescil edildiği mal veya hizmetler için kullanması gerekmektedir. Markanın ciddi şekilde kullanılması kıstası her tür marka için aynı olamayacağından, somut olayın özelliğine göre markanın ciddi kullanımının tespit edilmesi gerekmektedir.

Markanın kullanılması için marka sahiplerine beş yıllık “hoşgörü süresi” tanınmıştır. Markanın kullanılmaması sebebiyle iptali konusunda beş yıllık hoşgörü süresi, markanın hiç kullanılmaması halinde markanın tescil tarihinden; kullanıma ara verilmesi durumunda ise markasal kullanıma ara verme tarihinden itibaren hesaplanmaktadır. Ancak iptal talebinin Kuruma (10/01/2024 tarihinden öncesi için mahkemeye) sunulmasından önceki 3 ay içinde gerçekleşen kullanımlar hesaplamada dikkate alınmamaktadır.

Markanın kullanılmaması iddiası ile karşı karşıya kalan marka sahibinin marka kullanımını ispatlaması gerekmektedir. Şayet markanın marka sahibi tarafından kullanılmaması haklı bir sebebe dayanıyorsa bu durumda markanın kullanılmaması sebebiyle iptaline karar verilmesi mümkün değildir.

Markanın Yaygın Bir Ad Haline Gelmesi

Markanın yaygın bir ad haline gelmesi ile kastedilen, markanın en önemli fonksiyonu olan ayırt edicilikten yoksun hale gelmesi halidir. Tescilli bir markanın, zaman içerisinde marka hakkı sahibinin kusurlu davranışları nedeniyle, tescil koruması kapsamındaki mal veya hizmetler açısından bir cins adı (jenerik ad) haline gelmesi durumunda markanın iptalinin talep edilmesi mümkündür. Bununla birlikte bir markanın yaygın bir ad haline gelmesi salt marka sahibinin kusurlu icrai davranışları ile meydana gelmeyebilir. Marka sahibinin sözlük; ansiklopedi veya başkaca başvuru eserlerinde markasının tescilli olduğu belirtilmeden kullanılmasına sessiz kalması halinde ya da gerekli diğer önlemleri almaması neticesinde, ihmali hareketi ile de markanın yaygın bir ad haline gelmesi mümkündür.

Dolayısıyla, bir marka artık yaygın bir ad haline gelmiş olsa bile, bu neticede marka sahibinin icrai veya ihmali bir davranışı ile nedensellik bağının kurulamadığı ve marka sahibine sorumluluk yüklenemeyeceği durumlarda, marka sahibi markasını kullanmaya devam edebilecektir. Buna karşın marka sahibine sorumluluk yüklenebildiği için markanın yaygın bir ada dönüştüğü sebebiyle iptal edildiği durumda marka koruması altındaki işaret arık serbest bir işaret olur ve herkes tarafından kullanılabileceği için yeniden marka olarak tescil edilmesi de mümkün olmaz.

Yaygın ad haline gelmiş bir markanın sahibi tarafından da aynı işaret için aynı sınıflarda yeni marka başvurusunda bulunulması mümkün değildir. Marka, yalnız belirli bir mal veya hizmet bakımından yaygın ad haline gelmişse bu markanın başka bir mal veya hizmet bakımından tescil edilmesinde bir engel bulunmamaktadır. Bu durum yaygın ad haline gelen markanın bir takım eklerle birlikte tescili bakımından da geçerlidir.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 2017/2497 E., 2021/631 K. sayılı kararında: “Bu itibarla “...” ibaresi başvuru tarihi itibariyle artık 2. sınıf emtialar yönünden jenerik (yaygın ad) haline geldiği sabit olduğuna göre yukarıda bahsedildiği üzere bu ibarenin anılan sınıflarda marka başvurusunun KHK’nin 7/1-c maddesi gereğince reddedilmesi gerekmektedir. Marka başvurusu yapan kişinin jenerik (yaygın ad) haline gelen markanın ilk sahibi olup olmadığı ve jenerik (yaygın ad) haline gelmesinde marka sahibinin davranışlarının etkisinin bulunup bulunmadığı hususlarının marka başvurusunda incelenmesi mümkün değildir. Zira bir markanın jenerik (yaygın ad) haline gelmesinde marka sahibinin davranışlarının etkisinin bulunup bulunmadığı hususu 556 sayılı KHK’nin 42/1-d maddesi gereğince marka sahibi aleyhine açılacak marka hükümsüzlüğü davasında tartışılması gereken bir durumdur. Artık jenerik (yaygın ad) haline geldiği sabit olan bir işaretin marka sahibi dahil hiç kimse tarafından tekrar marka olarak alınması mümkün değildir.” denilmiştir.

Markanın Yanıltıcı Hale Gelmesi

Tescilli markanın marka sahibi tarafından veya marka sahibinin izni ile gerçekleştirilen kullanım sonucunda halkı, tescilli olduğu mal veya hizmetin niteliği; kalitesi veya coğrafi kaynağı konusunda yanıltması ihtimali mevcut ise markanın iptalinin talep edilmesi mümkündür.

Markanın yanıltıcı hale gelmesi, markanın kullanımı sonucunda marka sahibinin ya da marka sahibi tarafından kendisine lisans hakkı tanınan hak sahibinin, markaya konu ürün veya hizmetin esaslı bir unsurunu değiştirmesi ve bu nedenle markanın son tüketici nezdinde oluşan izlenimini yitirmesi sonucunda meydana gelebilir.

Markanın yanıltıcı hale gelmesi hususunda halkın yanılma ihtimalleri sınırlı olarak sayılmamıştır ancak yanılma ihtimali oluşup oluşmadığı iptali talep edilen mal veya hizmetin somut kullanımı sonucunda meydana gelmiş olmalıdır. Yine markanın yanıltıcı hale gelmesi nedenine dayanan iptal talebinin kabul edilebilmesi için marka sahibinin icrai veya ihmali bir hareketi ile halkın yanılma ihtimali arasında bir nedensellik bağı olmalı; marka sahibine sorumluluk yüklenebilmelidir. Markanın yanıltıcı hale gelmesi nedenine dayalı olarak yapılan bir iptal talebine karşılık olarak marka sahibinin bu durumu engellemek için, markayı yanıltıcı hale getirenlere resmi olarak gönderdiği ihtarnameleri ve diğer delilleri sunma hakkı vardır.

Tanınmış bir markanın kullanım sonucunda yanıltıcı hale gelmesi, tanınmış markanın son tüketicinin o marka ile özdeşleştirdiği, o markaya ait olan malın niteliği hakkında zihninde yer eden olumlu düşüncenin kaybedilmesinden kaynaklanır.

Garanti Markası ya da Ortak Markanın Teknik Şartnameye Aykırı Kullanımı

Garanti markası, bu markayı kullanma yetkisini haiz işletmeler tarafından üretilen malların veya hizmetlerin belirli ortak özelliklerini; kaynağını; kalitesini; bu amaçla kullanılan materyal veya teknikleri ile üretim, satış veya sunulma yöntemleri gibi önemli ayırt edici ortak özelliklerini son kullanıcıya garanti etmek amacıyla kullanılan bir marka türüdür. Garanti markasının marka sahibinin veya marka sahibine iktisaden bağlı olan bir işletmenin mal veya hizmetlerinde kullanılması yasaktır. Garanti markasının sahibi, bir mal veya hizmetin özelliklerini garanti altına alan gerçek ve tüzel kişidir. Uygulamada garanti markasının sahibinin çoğunlukla resmi veya özel meslek kuruluşu olduğu görülmektedir.

Ortak marka, üretim, ticaret ya da hizmet işletmelerinden oluşan bir topluluk tarafından ortak markayı kullanma hak ve yetkisine sahip toplulukta bulunan işletmelerin mal veya hizmetlerini diğer işletmelerin mal veya hizmetlerinden ayırt etmek amacıyla kullanılan bir marka türüdür. Ortak marka, birden çok işletme adına tescilli, markanın her bir sahibinin, markanın tamamı üzerinde, markanın diğer sahiplerinin aynı nitelikteki hakları ile sınırlı olarak, ancak bağımsız şekilde hak sahibi oldukları markadır. Ortak marka, bir grup adına değil, gruba dahil ya da tamamen bağımsız işletmeler adına tescillidir. Ortak marka, müşterek veya iştirak halinde mülkiyet hükümlerine tabi değildir. Ortak markayı kullanmaya yetkili işletmeler, bir teknik yönetmelik ile gösterilir. Ortakların tüm hak ve yetkileri, diğer ortakların hakları ile sınırlıdır.

Garanti markası ile ortak marka arasındaki fark, son kullanıcı müşterinin garanti markası vasıtasıyla belli özelliğe sahip bir ürünü; ortak marka vasıtasıyla ise belli bir birlik veya topluluğa ait bir ürünü seçme imkanının olmasıdır. Garanti markası veya ortak markanın tescili için markanın kullanımına ilişkin usul ve esasları gösteren teknik şartnamenin başvuruyla birlikte sunulması zorunludur.

SMK 32/2 hükmünde garanti markası teknik şartnamesi ile ilgili olarak “markanın garanti ettiği mal veya hizmetlerin ortak özelliklerini, markanın kullanılma usullerini, markayı kullanım hakkının verilmesinden sonra denetimlerin nasıl ve hangi sıklıkta yapılacağı ile teknik şartnameye aykırı kullanma hâlinde uygulanacak müeyyideleri belirler” denilmiştir. Devamında, SMK 32/3 hükmünde de ortak marka teknik şartnamesi “ortak markayı kullanmaya yetkili işletmeler ile bu işletmelerin oluşturdukları topluluğa üyelik şartlarını, markanın kullanım şartları ve varsa müeyyideleri belirler” şeklinde ifade edilmiştir.

Teknik şartnamede yapılacak değişiklikler, Kurum tarafından onaylanmadıkça uygulanamaz ve teknik şartname, gerekli şartları içermediği ya da kamu düzenine veya genel ahlaka aykırı olduğu takdirde, teknik şartnamede gerekli değişikliklerin yapılması gerektiği Kurum tarafından marka sahibine bildirilir. Marka sahibinin bildirim tarihinden itibaren altı ay içinde gerekli değişiklikleri yapmaması ve teknik şartnameyi düzeltmemesi hâlinde garanti markası veya ortak markanın tescil talebi reddedilir.

SMK 26/1-ç hükmü uyarınca bir ortak markanın ya da garanti markasının teknik şartnameye uygun olmayan şekilde kullanılması, markanın iptali sebepleri arasında yer almaktadır. SMK 37/2. maddesi “Marka sahibinin, garanti markası veya ortak markanın devamlılık arz eder biçimde teknik şartnameye aykırı olarak kullanılmasını engellemek için gerekli önlemleri almaması sebebiyle ilgili kişilerin, Cumhuriyet savcısının veya ilgili kamu kurum ve kuruluşunun başvurusu üzerine tanınan süre içinde söz konusu aykırı kullanımın düzeltilmemesi hâlinde,markanın iptaline karar verilir.” şeklindedir.

Markanın İptali Sebeplerinin İleri Sürülmesi ve Değerlendirme

SMK 26. maddesi uyarınca, markanın iptalini gerektiren bir durum ortaya çıktığı takdirde, markanın iptali talebi Kuruma sunulur. Kanunun Geçici 4. maddesi uyarınca, 26. madde yayım tarihi olan 10/01/2024 tarihinden yedi yıl sonra, 10/01/2024 tarihinde yürürlüğe girmiş olup bu zamana kadar markaların iptali yetkisi mahkemelere bırakılmıştır.

Markanın iptal halleri ve idari iptal yetkisi 2015/2436 sayılı AB Marka Direktifi ve 2015/2424 sayılı AB Marka Tüzüğüne uyum kapsamında düzenlenmiştir. 2015/2436 sayılı AB Marka Direktifinin 54. maddesi, tescil ofisleri bünyesinde idari iptal ve hükümsüzlük mekanizmalarının oluşturulması için üye ülkelere 14/01/2023 tarihine kadar zaman tanımış olmasına rağmen ülkemizde bu prosedür 10/01/2024 tarihi itibariyle uygulanmaya başlamıştır.

İşbu makalenin yazıldığı Mayıs 2024 tarihinde ise markanın iptali yetkisi artık Kurum tarafından kullanılmaktadır. Yine SMK Geçici 4. maddesi gereğince, 11/01/2024 tarihi itibarıyla mahkemeler tarafından görülmekte olan markanın iptali konulu davaları da mahkemeler tarafından sonuçlandırılacaktır.

SMK uyarınca açılacak hukuk davalarına bakmakla görevli Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemeleri; ihtisas mahkemelerinin bulunmadığı yerlerde ise Asliye Hukuk Mahkemeleri davalara bakmakla görevlidir. İhtisas mahkemelerinin bulunmadığı yerlerde, şayet bir asliye hukuk mahkemesi bulunuyor ise bu yerlerde bu asliye hukuk mahkemesi, iki asliye hukuk mahkemesi bulunan yerlerde 1 numaralı asliye hukuk mahkemesi; ikiden fazla asliye hukuk mahkemesi bulunan yerlerde 3 numaralı asliye hukuk mahkemesi, görevli mahkeme olarak belirlenmiştir. Yetkili mahkeme ise iptal edilmesi istenilen markanın sahibinin yerleşim yeri mahkemesidir. Davalı marka sahibinin Türkiye’de yerleşim yerinin bulunmaması durumunda bu davaya bakmakla yetkili mahkeme, davalının sicilde kayıtlı marka vekilinin işyerinin bulunduğu yer mahkemesidir. Şayet marka vekilinin davanın açıldığı tarihte sicil kaydı silinmişse Ankara Fikrî ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi yetkili mahkeme olacaktır.

İptali talep edilen markanın sahibi birden fazla kişi ise ve marka sahiplerinin yerleşim yeri aynı yer ise yetkili mahkeme bu yer mahkemesi olacaktır. Şayet marka hakkı sahiplerinin yerleşim yerleri birbirinden farklı ise ve marka sahiplerinin sicile kayıtlı bir marka vekilleri varsa bu vekilin davanın açıldığı tarihte işyerinin bulunduğu yerdeki mahkeme yetkili mahkeme olacaktır. Yine marka sahipleri, markalarına ilişkin olarak ortak bir temsilci atamışlarsa bu hak sahibinin yerleşim yeri mahkemesinin yetkili mahkeme olacaktır. Ortak temsilcinin olmaması durumunda tescil belgesinde hak sahibi olarak görünen kişiler arasında adı ilk sırada geçen hak sahibinin yerleşim yeri mahkemesi yetkili mahkeme olabilecektir.

Birden çok marka hakkı sahibi varsa ve hem Türkiye’de yerleşim yeri olan hem de olmayan hak sahibi varsa Türkiye’de yerleşim yeri olanlar arasından adı ilk sırada geçen marka hakkı sahibinin yerleşim yeri mahkemesinin yetkili mahkeme olacaktır.

10/01/2024 tarihinden sonra Kurumun Markalar Dairesi, markanın iptali talebinin reddine karar verirse bu karara karşı talepte bulunanın itiraz hakkı doğmaktadır. Markalar Dairesi tarafından verilen ret kararına karşı kararın tebliğinden itibaren iki ay içinde Yeniden İnceleme ve Değerlendirme Dairesi nezdinde oluşturulacak Yeniden İnceleme ve Değerlendirme Kuruluna itirazda bulunulur ve itiraz YİDK tarafından nihai olarak karara bağlanır.

Kurulun vereceği karara karşı taraflar, kararın tebliğinden itibaren iki ay içinde mahkemeye başvurabileceklerdir. Bu konuda görevli ve yetkili mahkeme, Ankara Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesidir. Bahsedilen dava, bir marka iptali davası değil, marka iptali talebi hakkında verilen Kurum kararının iptali davasıdır.

İptal Kararının Etkisi

Markanın iptali kararı, kural olarak iptal talebinin sunulduğu tarihten itibaren ileriye yönelik sonuç doğuran inşai nitelikte bir karardır. SMK 27. maddesinde markanın iptali kararının etkileri düzenleme altına alınmıştır. Buna göre markanın iptal edilmesi durumunda marka, kural olarak iptal talebinin Kuruma sunulduğu tarihten itibaren markanın sicilden silinmesi sonucunu doğurmaktadır. İptal talebinin Kuruma sunulması 10/01/2024 tarihinden sonrası için geçerlidir. Bu tarihten öncesinde ise markanın iptali için iptal davasının açıldığı tarih esas alınmakta idi.

İptal kararının ileriye yönelik etki doğurması, her zaman hakkaniyeti sağlayamayacağından, kanunda istisnai olarak iptal kararının geçmişe de etkili olabileceği düzenlenmiştir. Buna göre markanın iptal tarihi olarak, iptal talebinde bulunulduğu tarih değil, beş yıllık kesintisiz kullanmama süresinin sona erdiği tarihin belirlenmesi mümkündür. Çünkü bu durumda iptal hali, iptal talebinde bulunulan tarihten daha önceki bir tarihte ortaya çıkmış sayılacaktır.

Bu konuya ilişkin olarak Yargıtay 11. Hukuk Dairesi 2014/12971 E., 2015/2877 K. sayılı ilamında, “Kullanmama sebebiyle markanın iptaline karar verilmesi halinde, kural olarak iptal kararı dava tarihinden ileriye doğru etkili hüküm ve sonuç doğurur. Ancak, iptal isteminde bulunan kişinin hukuki yararının bulunduğu ve 5 yıl süreyle kullanmama nedeniyle markanın iptali koşullarının daha önceki bir tarihte gerçekleştiğinin belirlenebildiği hallerde mahkemece iptal kararının dava tarihinden de önceki bir tarihten itibaren ileriye doğru etkili sonuç doğurmasına karar verilebilir.” demiştir.

Önemle belirtilmelidir ki, gerçek iptal tarihinin belirlenmesinin gerekçeleri ile birlikte talep edilmesi gerekmekte olup, Kurumun veya -10/01/2024 tarihinden önceki başvurular bakımından mahkemenin- re’sen bu yönde bir karar alması mümkün değildir. Bu durumda Kurum, -10/01/2024 tarihinden önceki başvurular bakımından mahkeme- somut olaya göre yapacağı değerlendirme neticesinde markanın iptali kararını geçmişe dönük olarak verebilir.

Tescilli markanın iptaline ilişkin verilen kararın kesinleşmesiyle marka, Sicilden terkin edilmekte ve terkin Bültende yayınlanmaktadır. Bültendeki ilan bildirici niteliktedir. Marka tamamen iptal edilirse markanın, tescilli olduğu mal ve hizmet sınıflarında kullanılması mümkün olmamaktadır. Ne var ki markanın kısmen iptali durumunda marka, yalnızca kullanılmadığı mal ve hizmetler açısından sicilden terkin edilmekte; iptal kararının geçerli olmadığı mal ve hizmetler bakımından korunmaya devam etmektedir.

10/01/2024 tarihinden itibaren markanın kullanılmaması sebebiyle iptali konusunda nihai karar verme yetkisi Yeniden İnceleme ve Değerlendirme Dairesi Başkanlığı’na aittir. YİDK tarafından verilen kararlar, Kurum nezdinde nihai karar sayılmakla birlikte YİDK’nın nihai kararına karşı yargı denetimine gidilmesi mümkündür.

Markanın iptali kararının geçmişe dönük etki göstermeyeceği iki durum vardır. Buna göre markanın iptali kararından önce, markanın sağladığı haklara tecavüz nedeniyle açılan davada verilen kesinleşmiş ve uygulanmış kararlar, iptal kararının geçmişe dönük etkisinden etkilenmezler.

Ne var ki kesinleşmiş ve uygulanmış bir kararın iptal kararı nedeniyle eski haline getirilmesi mümkün değildir. Bu nedenle, kanunun getirdiği istisna doğrultusunda, iptal talebi incelenirken marka hakkına ilişkin tecavüz nedeniyle açılan dava derdest ise markanın iptali davasının bekletici mesele yapılması gerekmektedir. Tecavüz nedeniyle açılan dava sonucunda verilen karar kesinleşmiş ise ancak uygulamaya aktarılmadan önce markanın iptaline karar verilmişse; iptal kararının kesinleşmesiyle birlikte marka sahibinin tazminat talep etme hakkı ortadan kalkacaktır. SMK 27/3 hükmü uyarınca marka sahibinin, kötü niyetli ya da ağır ihmali bulunan davranışlarından zarar görenlerin geçmişe dönük şekilde marka sahibinden tazminat talep edebilmeleri mümkündür.

Yine markanın iptali kararından önce kurulan ve uygulanan sözleşmeler bakımından iptal kararının geçmişe dönük etkisi olmayacak; fakat iptal kararından önce markaya ilişkin sözleşme kurulmuş olmasına rağmen sözleşme uygulanmamışsa, bu durumda geçmişe dönük verilen iptal kararının etkisi nedeniyle sözleşmenin uygulanması gündeme gelmeyecektir.

Uygulanmaya devam eden sözleşmeler açısından ise iptal kararı, sözleşmeyi ortadan kaldırmaktadır. İptal kararının herkese karşı sonuç doğurması sebebiyle, sözleşmeyle hak sahibi kılınan kişilerin hakları da iptal kararı ile birlikte düşecektir. Buna göre markanın iptali kararından önce kurulan ve uygulanan sözleşmeler uyarınca marka sahibine ödenmiş olan bedelin hakkaniyet kurallarına uygun olarak kısmen veya tamamen iadesinin istenmesi mümkündür. Bu konudaki takdir yetkisi 10/01/2024 tarihine kadar mahkemelerin; bu tarihten sonra ise doğrudan Kurumundur.

IV. SONUÇ

Marka, sicilde gösterilebilir olması koşulu ile bir işletmenin sağladığı mal veya hizmetin geri kalanlarından ayırt edilmesini sağlayacak her tür işarettir. Marka korumasının sağladığı hak mutlak bir hak olmayıp bu hakkın çeşitli nedenlerle sona ermesi mümkündür.

Markanın sona ermesinin en temel nedenleri marka koruması talebinin, Kanunun sağladığı on yıllık koruma sona erdikten sonra yenilenmemesi ya da markanın sağladığı haktan vazgeçilesidir. Bununla birlikte, esasen markanın tescil edildiği tarihte var olmasına rağmen gözden kaçırılmış mutlak veya nispi ret nedenlerinin varlığı halinde markanın hükümsüzlüğü gündeme gelir ve markanın hükümsüzlüğü kararı geçmişe yönelik etki ihtiva eder.

Hükümsüzlük kararının yanı sıra markanın iptal edilmesi de gündeme gelebilir. Markanın iptal edilmesine neden olabilecek durumlardan ilki markanın kullanılması zorunluluğu olup bu zorunluluk dürüstlük kuralının bir yansımasıdır. Bununla birlikte markanın, marka sahibinin kusurlu bir icrai veya ihmali hareketi neticesinde yaygın bir ad ya da halkı markanın önemli özellikleri hususunda yanıltacak hale gelmesi durumunda da marka iptal edilebilir. Son olarak, garanti markasının ve ortak markanın tescili ve kullanımı, teknik şartnameye bağlandığından, bu markaların teknik şartnameye aykırı olarak kullanılmaları ve kendilerine verilen süre içinde markasal kullanımlarını teknik şartnameye uygun hale getirmemeleri halinde iptal edebilmeleri mümkündür.

İstisnaları saklı olmakla birlikte markanın iptali kararı, kural olarak iptal talebinin sunulduğu tarihten itibaren ileriye yönelik sonuç doğuran inşai nitelikte bir karardır. 6769 sayılı SMK, markanın iptaline karar verme hususundaki yetkiyi AB şartlarına uygun hale getirme maksadı ile ihtisas mahkemelerinden alarak Türk Patent ve Marka Kurumuna devretmiş; gerekli hazırlıkların sağlanabilmesi için bu prosedürü kanunun yürürlüğe girdiği tarih olan 10/01/2017 tarihinden 7 yıl sonrasına tekabül eden 10/01/2024 tarihinden sonrasına bırakmıştır.

KAYNAKÇA

6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu (10/01/2017 tarihli 29944 sayılı RG)

Sınai Mülkiyet Kanununun Uygulanmasına Dair Yönetmelik (24/04/2017 tarihli 30047 sayılı RG)

2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası (09/11/1982 tarihli 17863 Mükerrer sayılı RG)

Akal, A.S. (2022) “Türk Hukukunda Marka Hakkının Hükümsüzlüğünün Lisans Sözleşmelerine Etkisi”, Yüksek Lisans Tezi, Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Ankara.

Başyiğit, F.S. (2020) “Tescilli Markanın Kullanılmadığı Savunması”, Yüksek Lisans Tezi, Kadir Has Üniversitesi Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, İstanbul.

Çağlar, H., Yıldız, B. İmirlioğlu, D. (2023) “Marka Vekilliği Sınavına Hazırlık”, 4. Baskı, Adalet Yayınevi, Ankara.

Çiftçi, F.Ç. (2022) “Markanın Kullanılmaması Sebebiyle İptali”, Yüksek Lisans Tezi, İstanbul Medipol Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, İstanbul.

Erginbay, G.S. (2018) “Sınai Mülkiyet Kanununa Göre Tescilli Markanın Kullanılmamasının Sonuçları”, Yüksek Lisans Tezi, Gazi Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Ankara.

Erişmiş Nursun, B. (2023) “Tanınmış Marka ve Tanınmış Markanın İltibas Suretiyle Tecavüzü”, Yüksek Lisans Tezi, İstanbul Kültür Üniversitesi Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, İstanbul.

Saltık, Z.S. (2023). “Sanal Dünyalarda Marka Koruması”, Yüksek Lisans Tezi, Bahçeşehir Üniversitesi, Bilişim Hukuku ABD., İstanbul.

Sekmen, O. (2014) “Markanın Hükümsüzlüğü ve Hukuki Sonuçları”, Doktora Tezi, İstanbul Kültür Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, İstanbul.

Tekinalp, Ü. (2012) “Fikri Mülkiyet Hukuku”. 1. Baskı, Vedat Kitapçılık, İstanbul.

Uğur Torunoğlu, N. (2023) “Marka Hukukunda Karıştırılma İhtimaline Dayalı Hükümsüzlük Davaları”, Yüksek Lisans Tezi, İzmir Ekonomi Üniversitesi, Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, İzmir.

Bozgeyik, H. (2013) ”Garanti Markasının Türk Hukukundaki Yeri ve Benzer Kavramlarla İlişkisi”, Makale, İÜHFM C. LXXI, S. 2, sa. 91-102, İstanbul.

Bahadır, Z. (2017) “Markaların İdari İptal Prosedürü”, Hakemli Makale, Ankara Barosu Dergisi 2017/4, Ankara, ss. 79-104.

Utku, D. (2015) “Tescilli Markanın Kullanım Sonucunda Yanıltıcı Hale Gelmesi”, İstanbul Medipol Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi 2 (2), Güz 2015; ss. 201-211.

https://www.turkpatent.gov.tr/marka-istatistik (E.T.: 28/04/2024)

https://gun.av.tr/tr/goruslerimiz/makaleler/markalar-icin-idari-iptal-zamani-geldi-catti#top (E.T.: 25/04/2024)

https://www.kutelmarkatescil.com/blog/markanin-jenerik-ad-haline-gelmesi-sebebiyle-iptali-davasi (E.T.: 27/04/2024)

http://eur-lex.europa.eu/legal-content/en/TXT/?uri=CELEX%3A32015L2436 (E.T.: 31/05/2024)

http://eur-lex.europa.eu/legal-content/en/TXT/?uri=CELEX%3A32015R2424 (E.T.: 31/05/2024)

Gül Özmen, T. D. (2022) “Markanın İptali”, Terazi Hukuk Dergisi, Cilt: 17, Sayı: 186, ss. 84-96.